




Obama heyecan kaybını güçlü bir irade ortaya koyup durdurmazsa bir sonraki seçimlerde işi hayli zor. Yeni kitabı ilk haftasında 700 bin satan, ayakta dahi zor duran yaşlı kadınların imzası için saatlerce kuyrukta bekledikleri ve şu aralar Fox haber kanalında siyasi yorumlar yapan Alaska eski valisi Palin, Amerikan siyasetinin yeni yıldızı.
Değişim ve “Evet, yapabiliriz” gibi sloganlarla süslü hareketli seçim kampanyasının ardından Amerika’nın ilk siyahi başkanı olarak göreve geldiğinde Obama sadece Amerikan siyasetine değil, aynı zamanda dünya siyasetine de heyecan ve ümit getirmişti. Oysa aradan geçen bir yıl bu heyecan ve ümidi neredeyse tamamen bitirmiş durumda. Obama’nın seçmen kitlesi nezdindeki beğenilirliği istikrarlı bir şekilde düşüyor. Bu durumun en önemli nedeni hiç kuşkusuz Amerikan başkanının vadettiklerini yerine getirmede yetersiz ve yavaş hareket etmesi, birçok önemli konuda ise söylediklerinin tam tersini yapıyor olması.
Amerika özellikle Batılı devletler arasında genç bir devlet olsa da siyasi tarihinde ve uygulamalarında önemli gelenekleri barındırıyor. Bu geleneklerden biri başkanın her yıl 27 Ocak günü Kongre’nin birleşik oturumunda yaptığı Birliğin Durumu konuşması. Bu konuşma bir nevi bir yıllık icraat raporunu içeriyor ve başkanlar için önemli mesajları sunma fırsatı veriyor. Önceki başkan Bush 2002’deki ilk Birliğin Durumu konuşmasında ‘şer üçlüsü’ ‘teröre karşı savaş’ gibi çarpıcı açıklamalar yapmıştı. Bush’un o konuşması 11 Eylül olaylarının akabinde Amerikan halkında yoğun heyecan uyandırmıştı.
Hep vaad hep vaad
Obama’nın önceki ay yaptığı ilk Birliğin Durumu konuşması ise heba edilmiş bir fırsat oldu ve aynı gün Steve Jobs’ın Apple’ın yeni ürünü ipad’ı tanıttığı sunumu kadar heyecan uyandıramadı. Obama’nın konuşması daha ziyade vaat ettiği konularda elinin neden hala boş olduğunu özür dileyici bir üslupla açıklamaya çalışmaktan ibaretti. Konuşması kimi zaman sanki bir muhalefet politikacısının konuşmasını andırıyordu, etrafını kuşatarak bunaltan ve iş yaptırmayan siyaset çevrelerini şikayet etti.
Daha öncekilerle kıyaslandığında Obama’nın konuşmasının göze çarpan en önemli yanı dış politikaya ayırdığı vaktin son derece sınırlı olmasıydı. Konuşma neredeyse tamamıyla işsizlik ve sağlık reformları başta olmak üzere iç politika konularına ayrılmıştı. Obama iç politikadaki parlak bulunmayan performansını takviye edebilecek dış politika başarılarına sahip değil. Ne Irak, ne Afganistan ne de İsrail-Filistin konularında Obama Amerikan seçmeninin ve dünya kamuoyunun karşısına, bu iki kitlenin beklentileri farklı olsa da, doyurucu bir performans ortaya koyamadı.
Seçim konuşmaları sırasında Obama’nın dış politika alanında verdiği en önemli vaatler İsrail-Filistin çatışmasına çözüm arayışı, Guantanamo hapishanesinin kapatılması ve Irak’tan geri çekilmenin başlatılmasıydı.
Oysa yılın en önemli konuşmasında Obama İsrail-Filistin sorununu anmadı. Gerçi kimi
İsrailli yorumcular bu ihmali Obama’nın İsrail’e karşı bir uyarı mesajı olarak yorumladılarsa da bu durumun onun İsrail-Filistin sorununu dış politika gündeminin alt sıralarına kaydırdığını gösteriyor. Beyaz Saray’ın Yahudi kökenli Genel Sekreteri Rahm Emanuel’in Amerika’nın İsrail ve Filistin konusunda bir bıkkınlık içinde olduğu şeklindeki sözleriyle beraber düşünüldüğünde Obama yönetiminin Filistin sorununa fazla mesai harcamaya niyetli olmadığı sonucunu çıkarabiliriz.
İran’a karşı eli zayıf
Obama döneminde Amerika’nın Ortadoğu gündeminin baş maddesini İran oluşturacak. Gerek sözlerinden gerekse tonlamasından Obama’nın İran’a karşı kullandığı söylemin giderek sertleştiğini görüyoruz.
ABD başkanı, “İranlı liderlerin sorumluluklarını yerine getirmemede ısrar etmeleri halinde bunun giderek ağırlaşacak neticelerine katlanacaklar” derken metinden dışarı çıkarak vurgulu bir tonla ilave ediyordu: “Bu konuda söz veriyoruz.” Filistin’i atlayıp İran’a yoğunlaşması Obama’nın şimdiye kadar İslam dünyasıyla kurmaya çalıştığı diyalog çabalarıyla çelişen bir durum. Açıkçası Amerika’nın nükleer enerji konusunda İran’a karşı sertleşmesi Müslüman halklar nezdindeki bozuk imajını daha da kötüleştirecek.
Amerika’nın güçlü dış politika etki merkezlerinden Dış İlişkiler Konseyi’nin başkanı Richard Haass’ın geçtiğimiz günlerde Newsweek dergisinde yayınlanan İran’da rejim değişikliği çağrısı yaptığı yazısını da bu anlamda önemli bir işaret olarak görebiliriz.
Afganistan’da galip kim?
Obama yönetiminin esasen realist kadrosunun bu çağrılara kulaklarının kapalı olduğu düşünülse de doğrusu Amerika’da İran konusundaki başlangıçta oluşan diyalog havası yerini giderek sert bir üsluba bırakıyor. Ancak Amerika’nın ve Batı’nın kabul etmekte zorlandığı gerçek şu ki ABD, Avrupa ve İsrail elindeki askeri seçenekler de dahil olmak üzere İran’ın nükleer projelerini durdurabilme ve hatta yavaşlatabilme şansına sahip değil.
Diğer tarafta Obama Irak’tan geri çekilme vadederken Afganistan hakkında aynı sözü vermekten kaçınıyor. Obama’nın seçim kampanyasından bu yana Afganistan’ın işgalini adeta kendi mülkiyetine alması yaptığı en önemli yanlıştı. Afganistan’da yine savaşı bitirebilecek tek çözüm Taliban’ı masaya getirmekten geçiyor. Oysa Taliban’ın iktidara yeniden getirilmesi Amerika’nın savaşı kaybettiği imajını verecek ve aleyhine kolayca kullanılabilecek bir koz olacak.
ABD’nin yeni yıldızı Palin
İç politikada ise Obama vadettiği sağlık sistemi reformu konusunda herhangi bir somut adım atamadı. Geçtiğimiz aylarda Demokrat Parti’nin en köklü isimlerinden Massasuchetts eyaleti senatörü Edward M. Kennedy’nin ölümüyle boş bıraktığı koltuğu için seçim yapıldı. Kennedy özellikle sağlık reformları tartışmalarında Amerikan solunun sembol isimlerden biriydi. Onun kendi sağlığında herhalde hayal bile edemeyeceği bir ihtimal gerçekleşti ve demokratlar en rahat oldukları bir eyalette seçimi kaybettiler. Sembolik öneminin dışında bu kayıpla Demokratlar Senato’daki Cumhuriyetçilerin yasa değişikliklerine karşı muhtemel blokajlarını önleyecek kritik 60 sandalyeye artık sahip değiller. Bu yıl içinde yapılacak Kongre seçimlerinde Demokratların mutlak çoğunluklarını kaybetme ihtimalleri de giderek artıyor.
Böylece Obama yönetimi başta sağlık reformları olmak üzere diğer reform paketlerini Kongre’den geçirmek için partisinin çoğunluğundan yararlanamazsa bir yıl içinde karşısında Cumhuriyetçi çoğunluğuna sahip bir Kongre bulacak. Kalkı ki Obama bu konuda henüz Demokrat Kongre üyelerini dahi ikna edebilmiş değil. 46 milyon sigortasız yaşayan Amerikalı Obama’dan daha güçlü bir irade ortaya koyması beklentisi içinde. Kongre’ye getirdiği yeni sağlık planı belki de onun son şansı.
Obama heyecan kaybını güçlü bir irade ortaya koyup durdurmazsa bir sonraki seçimlerde işi bir hayli zor. Yeni kitabı daha ilk haftasında 700 bin adet satış yapan, ayakta dahi zor duran yaşlı kadınların imzasını alabilmek için saatlerce kuyrukta bekledikleri ve şu aralar Fox haber kanalında siyasi yorumcusu olarak çalışan Alaska eski valisi Sarah Palin Amerikan siyasetinin yeni yıldızı. Palin Cumhuriyetçilere muhtaç oldukları heyecanı sağlamış durumda ve bundan sonraki ilk seçimlerde ise Cumhuriyetçi partide Başkanlık için en güçlü aday adaylarından. Tanrıdan Irak’a demokrasi götürme konusunda emir aldığına inanan Bush’un tam anlamıyla kafa dengi ancak ondan çok daha hırslı ve cahil bir karaktere sahip Palin’in başkan olduğu bir ABD fikri yeni muhafazakâr şahinlerin iştahını kabartıyor. Kuşkusuz Palin’li bir ABD yönetimi Türk siyaseti ve demokratikleşmesi açısından da önemli etkilere sahip olacaktır.
Pozitivizme imanın esasları
İki milliyetçilik iki mitoloji Şamanizm ve Zerd...
Devlet ve piyasa arasındaki sırat köprüsü
Kürt sorunu en çok Müslümanların derdi oldu
BDP neden önemlidir?
Taşı gediğine koymanın zamanı
PKK’nın yeni anayasa korkusu
Afrika’daki merhamet ve vicdan kıtlığı
Terörle mücadelede yeni konsept
Gerçek Türkiye hangisi?
Apolitik ricat
‘Terörle mücadele’ başka ‘teröristle mücadele’ ...
İnsan cennetten nasıl düşer?
Hollanda’da kurban ibadeti artık yasak
Türkiye’de Ermenistanlı bir yabancı olmak