Metaforlar: Dilin ve düşüncenin bel kemikleri

10 Aralık 2007 Pazartesi
Metaforlar: Dilin ve düşüncenin bel kemikleri
Lakoff ve Johnson’a göre diline ve düşüncesine sağlam ve tutarlı bir yapı bulmaya çalışanların en azından dilin ve düşüncenin bu en temel mekanizmalarını, metaforları gözden geçirmesi gerekli.


MURAT GÜZEL



GÜNDELİK konuşmalarımızda sık sık kullandığımız ‘teşbihte hata olmaz’ ve benzeri birtakım deyimler, genellikle metafor kullanımının gündelik dil dışı, retorik ve poetik bir araç olduğu zannını uyandırır. Özellikle teşbihin, benzetmenin, mecazın gündelik dilde yerinin olmadığı, kullanıldığında ise mutlaka bağışlanabilir bir hata payının gözetilmesi gerektiği şeklinde açıkça ifade edilmemiş bir varsayım bu tür deyimleri dile getirme tarzımıza refakat eder.

Metaforu, teşbihi, benzetmeyi düşünce ve eylemden çok kelime sorununa indirgeyen bir yaklaşım söz konusudur bu gibi hallerde.

Bu bakış açısı, esasen gündelik dil/poetik dil vb. metafor kullanımının yeğinliğine dayanan ayrımlar söz konusu olunca daha da billurlaşır. Gündelik dil/poetik dil ayrımının varlığı bile metafor kullanımının sadece kelimelerle ilgili bir sorun olarak görüldüğü; bu sorunun hayata, anlama, eyleme, düşünceye ve dile içkin boyutlarının görmezden gelindiği yaklaşımların yaygınlığına işaret eder. Bu anlayışlara göre metafor ve onun kullanımı dilin karakteristiği olmaktan uzaktır. Metafor; gündelik dilde ve hayatta retorik bir unsur, bir muhayyile ve gösteriş hilesi olmaktan başkaca bir anlam ve işleve sahip değildir. O, konuştuğumuz dili süslemek için kullandığımız bir takı ya da anlatmak istediğimiz şeyi anlatmakta güçlük çektiğimizde bize yardımcı olan bir ‘vasıta’dır.

Dilin mitsel sınırları

George Lakoff ile Mark Johnson’ın, bu anlayışların tersine metaforun gündelik hayatta sadece dilde değil, düşünce ve eylemde de yaygın olduğunu gösteren çalışmaları gündelik kavram sisteminin doğası gereği metaforik olduğu keşfine dayanıyor.

Batı felsefi geleneğindeki merkezi varsayımları onarmaktan ya da yamamaktan çok yenilemeyi tercih eden bakış açılarıyla Lakoff ve Johnson, linguistikte Richard Montague, Donald Davidson, Saul Kripke gibi isimlerin sürdürdüğü objektivizm ile subjektivizm arasındaki tartışmayı mitlerin tartışması olarak niteleyebiliyorlar.

Metaforun akıl ile muhayyileyi birleştiren gücüne dayanarak objektivizm ile subjektivizm arasındaki çelişkiyi aşmaya çalışan yazarlar bu çelişkinin çözümünü hayatın tecrübe edilişinde, yani daha pragmatik bir üslupta buluyorlar. Tartışma sürecinde yazarlar, sadece dil, doğruluk, anlam sorunlarına değil; gündelik tecrübenin anlamına ilişkin sorunlara da tecrübeci bir bakış açısıyla eğiliyorlar. Kitapta ileri sürülen tezlerin ele alınma biçimi de bu bakış açısına uygun: Tecrübe esnasında doğan fikirlerin, sadece yazarların kavram yapılarına değil, okurların kavram yapılarına da sıçramasına izin veren bir üslup bu.

Metaforları yapı metaforları, yönelim metaforları, ontolojik metaforlar şeklinde sınıflandırıp ayırt ederek irdeleyen Lakoff ve Johnsonn ele aldıkları metafor türlerine ilişkin zengin örnekler ve açık analizlerle en temel tecrübe anlayışlarımızı metaforların nasıl birbiriyle tutarlı hale getirdiğini gösteriyorlar.

Hayat mecazla anlamlı

Metaforların, algı ve eylemleri nasıl şekillendirdiğini gösteren yazarlara göre Soyut düşünce bütünüyle olmasa bile büyük ölçüde metaforiktir. Metaforik düşünce kaçınılmaz, hep mevcut ve çoğunlukla hep bilinçdışıdır. Sözgelimi, büyü, cazibe, delilik, büyüme, birleşme vb. metaforlar olmaksızın aşk, aşk değildir. Kavram sistemimiz bütünüyle tutarlı değildir, çünkü kavramlar hakkında akıl yürütmek için kullandığımız metaforlar tutarsız olabilir. Hayatımızı metaforlar sayesinde yaptığımız çıkarımlar temelinde yaşarız.


Toplumsalın felsefesi


Felsefe ile sosyal bilimler arasındaki ilişkilerin niteliği üzerine, sosyal bilimler felsefesi, felsefe sosyolojisi, felsefe antropolojisi gibi Türkiye’de yeni yeni tanınan disiplinler üzerine Muğla Üniversitesi’nde 5-7 Ekim 2005 tarihleri arasında düzenlenen sempozyum bildirilerin bir araya getirildiği bir kitap ‘Felsefe ve Sosyal Bilimler.’ Felsefe ile sosyal teori arasındaki etkileşimin mahiyetini merak edenlerin sıkça başvuracağı değerli yazılar yer alıyor kitapta. Felsefe ve Sosyal Bilimler, Ed.: Kubilay Hoşgör, Vadi Yayınları, 2006


Modern siyasal ideolojiler


18. ve 19 yüzyılda ortaya çıkan modern siyasal ideolojileri konu alan kitapta ideoloji kavramına tarihsel bağlamı içinde açıklamalar getiriliyor ve siyasal kültür ile arasındaki ayrımlara yer veriliyor. Liberalizm, muhafazakárlık, milliyetçilik, Marksizm, anarşizm, sosyal demokrasi, feminizm, faşizm ve korporatizm gibi siyasal ideolojilerin tek tek ele alındığı bağımsız metinler, genel değerlendirmelerle birlikte eleştirel bir bakış açısı da taşıyor. Modern Siyasal İdeolojiler, Der.: H. Birsen Örs, İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2007
Facebook Twitter



Tarih:10 Aralık 2007 Pazartesi

İlgili Yazılar

İŞLEMLER

Arkadaşına Gönder

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Gönderilecek Eposta
  • Yorumunuz

Gönder

YAZARLAR

SICAK HABER