Korunma değil haklarına saygı bekliyorlar

10 Kasım 2008 Pazartesi
Korunma değil haklarına saygı bekliyorlar

Korunma değil haklarına saygı bekliyorlar

Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 30. yıldönümü, fakat hala ‘İnsan merkezci’ saplantılarımızı, ‘kibrimizi’ terk edebilmiş değiliz. Diğer türlerle yaşamı daha eşit paylaşabilmeye yaklaşabilme fikrine çok uzağız. Unutmayalım! Hayvanların merhamete, acınmaya, korunmaya değil, haklarının tanınmasına ve saygı gösterilmeye ihtiyacı var...

BİR dostum aradı İzmir’den. Kendisine bir arkadaşı haber vermiş. O da benimle paylaşmak istemiş. Karşıyaka’da bir alış-veriş merkezi giriş kapısına kocaman harflerle ‘Dünya Hayvan Hakları Günü nedeniyle, ‘hayvan ürünlerinde’ yüzde 50 indirim!’ yazan bir pankart asmış. Pankartı gören kişi önce ‘dana, koyun, kuzu, hindi, tavuk eti, yumurta, süt’ gibi ürünlerde indirim yapıldığını sanıp iyice sinirlenmiş, ‘Pes! Bu kadarı da olmaz!’ diye iç geçirmiş ve hiddetle alış-veriş merkezindeki ilgili mağazanın yöneticisine doğru yönelmiş. Ama, mağazadan girince indirimin ‘tasma çeşitleri, köpek maması, banyo şampuanı...’ gibi ürünlerde olduğunu anlamış. Güler misin, ağlar mısın!

‘İnsan türü’nün kendini ‘en zeki’, ‘en akıllı tür’ olduğunu sanmasından kaynaklı kibri, ‘ben merkezciliği’, başka türlerin üzerine tahakküm kurma hegemonyacılığı böylesi cin fikirlilikler yapmaya çok elverişli tabii... İnsan türü, bir yandan, dünyanın ‘en vahşi’ ve acımasız sömürüsüne tabi kıldığı hayvanları işkence altında üretip, kesip, (canlı halini hatırlatmadan) albenili paketlerde ‘gıda’ olarak insanlara sunar, diğer yandan da aynı pişkinlikle hayvanlar için akla gelmedik, türlü çeşitli mama, giysi vb. ürünleri pazarlar. Bunu da ‘ekonominin gereği’ olarak açıklar. Hiçbir ‘vicdani’ sorumluluk ve ‘ahláki’ değer tanımadan ve taşımadan böyle davranır.

Bunu da tabii o en çok övündüğü ‘en akıllı tür’ oluşu ile izah eder, mutluluk ve haz duyar.

Öte yandan, insan türüne mensup kadınlar ise, zaten doğal halleriyle yeterince güzel ve çekici oldukları halde, başka türlerden canlıların derilerinin yüzülmesine, (kimilerinin canlı canlı) kürklerinin çıkarılması için akla sığmayacak acıya uğratılmalarına göz yumarlar ve hatta talepleriyle teşvik ederler.

Hayvanlara da eşitlik

O kadınlar ki, hangi sınıftan olurlarsa olsunlar, yaşamlarında mutlaka ‘cinsiyetçilikle’ karşılaşmış ve ezilmişlerdir, yine de böyle davranabilirler... Çünkü ‘en zeki’ türün mensubudurlar...

İnsan türünün kurduğu düzenler bir bir yine çatırdıyor bugünlerde... Kapitalizmin kábesinde derin fırtınalar esiyor. Koca koca şirketler çatırdıyor, yıkılıyor. Olsun ne gam!.. Hálá ‘en akıllı’, ‘en zeki’ türüz ya...

Soğuk Savaş yıllarının Türkiyesi’nde, Mussolini İtalyası’ndan alınma Ceza Yasası’nın meşhur 141 ve 142. maddelerini anımsayanınız var mı şimdi, bilemem. Ama; o yasaların yaptırımına maruz kalmış, inim inim inlemiş olanlar çok iyi anımsarlar mutlaka bu yasaları.

Düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğünü ayaklar altına alan bu ceza maddelerinin tanımında ifadesini bulan ‘bir sınıfın, diğer sınıflar üzerine tahakküm kurması..fikri, yaşamı savunmaya yönelik duyarlılık geliştirmiş bireyler dışında bugün insan türünün geneline hakim. Yani, çok rahatlıkla ‘bir türün, başka türler üzerine açık tahakkümü...’ düşünceden, uygulamaya çoktaaan geçmiş vaziyette...

4 Ekim Dünya Hayvan Hakları Günü, aynı zamanda Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin dünyaya ilan edilişinin 30. yıldönümü. (15 Ekim 1978 tarihinde Paris’te UNESCO Evi’nde törenle tüm dünyaya duyurulup ilan edildi.) O nedenle şöyle kısaca, kendi türümüze bir eleştirel bakış geliştirme duyarlılığını göstermekte büyük yarar var. Hem kendi türümüz, hem diğer türler, hem de üzerinde yaşadığımız ortak evimizin, yani ‘dünyanın’ geleceği için.

İnsanoğlu kibirli

Doğada bir canlı türünün yok olmasının, kendi türümüzün ve ‘ortak evimizin yok olmasına bizi bir adım daha yaklaştırdığını bilince çıkarmak için bunu yapmalıyız en azından. Nasıl ki duyarlı olanlarımız; ırkçılığa, cinsiyet ayrımcılığına, savaşa, nükleere, işkencelere, baskılara, sömürüye, soykırıma karşı çıkıyorsa, açık ve net olarak ‘türcülük’ ve türevlerine de, ‘bir türün başka bir tür üzerine tahakküm kurmasına’ da karşı duyarlı olmalıyız. Duyarlı davranabilenler, kendilerine daha ahláklı yaşamlar kurma çabalarını derinleştiriyor, zenginleştiriyorlar tabii. Bakın, adeta dünyanın dört bir yanında ‘World Rally for the Stray Animals of Turkey’ başlığı altında Türkiye’de hayvanlara özellikle de sokak hayvanlarına yapılan eziyet ve işkenceler kınandı, kınanıyor. Türkiye ne zaman kurtulacak dünyanın gözünde işkence zanlısı konumdan ve kınanmalardan?

Bu kez sokak hayvanlarına yönelik tutumumuz da kınanıyor dünyadaki duyarlı insanlar ve yaşam savunucularınca. Londra, Paris, Brüksel, Lahey, Toronto, Philadelphia... Hepsinde eş zamanlı olarak gösteriler yapıldı....

Tabii, diğer canlı türlerine karşı gösterdiğimiz ortak duyarsızlığımız ve gecikmiş özeleştirimiz, ‘özrümüz’ için tüm dünya insanlığı olarak, daha doğru ifade ile ‘insan türü’ olarak çok gecikmişiz ve de sorumlu ve suçluyuz elbette... Bu nedenle, Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 30. yıldönümünü vesile ederek, burada da yinelemek istiyorum bir kez daha. ‘İnsan merkezci’ saplantılarımızı, ‘kibrimizi’ terk edebildiğimiz ölçüde diğer türlerle yaşamı daha eşit paylaşabilmeye yaklaşabileceğiz. Unutmayalım! Hayvanların merhamete, acınmaya, korunmaya değil, haklarının tanınmasına ve saygı gösterilmeye ihtiyacı var...

Duyarlı, vicdanlı ve ahláklı olabildiğimizi göstermek için bunu yapmamız şart!..

YALÇIN ERGÜNDOĞAN*

yalcin.ergundogan@sesonline.net

Facebook Twitter



Tarih:10 Kasım 2008 Pazartesi

İlgili Yazılar

İŞLEMLER

Arkadaşına Gönder

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Gönderilecek Eposta
  • Yorumunuz

Gönder

YAZARLAR

SICAK HABER