Kıblesini arayan Kürt muhalefeti

10 Aralık 2007 Pazartesi
Kıblesini arayan Kürt muhalefeti
Kürt muhalif yapıların PKK karşısında varlık gösterebilmesi demokratik adımların hızlandırılmasına ve Kürt muhalefetinin halkı kucaklayacak programlar ortaya koymasına bağlı.


NEVZAT ÇİÇEK / Gazeteci, yazar



Bölgede Kürt meselesi konusundaki kaygılar sadece belli ve dar grupları ilgilendirmiyor. Az veya çok etkilenen kesimler ve bunların da kaygıları var. DTP bu anlamda Kürt meselesinde Kürtlerin tamamını temsil etmekten çok uzak duruyor. Amerikalılar da böyle düşünüyor olacak ki, elçiliklerinde DTP dışındaki Kürt siyasetçilere verdikleri yemekte ‘DTP artık bölgenin en güçlü partisi değil, bölge partilerinden biri’ mesajını verdi.

DTP ne kadar eleştirilirse eleştirilsin, Kürt meselesinde önemli bir temsil gücü olduğunu, DTP’yi tamamen gözardı eden, dışlayan tutumların Kürt meselesinin çözümünde isteneni vermeyeceğini görmemiz gerekiyor. Çünkü DTP’yi eleştirmek, siyasetini yetersiz bulmakla DTP’yi Kürt meselesinin çözümünde dışlamak aynı şey değildir.

DTP dışında kalan birçok Kürt aydını ne yazık bu ikisini birbirine karıştırıyor. Bunda DTP’nin kendisiyle aynı fikirde olmayanları tamamen dışlaması, DTP’li olmayanları yeterince Kürt olmamakla eleştirmesi etkili olsa da bu ayrımın korunması gerekiyor.

Kürt muhalefeti yetersiz

Kürt siyasetinde son 30 yılda ortaya çıkan yapılar PKK kadar siyasi mücadelede etkin olamadılar. Bu yapıların büyük kısmı silaha sarılmadı ama halkla da kucaklaşamadı. PKK dahil olmak üzere hiç bir Kürt örgütü ve partisi halkın beklentilerini bu anlamda karşılayamıyor aslında. Bunun çeşitli sebepleri olmakla birlikte Kürtlerde güçlü olan dini referanslar yerine ‘sol’ referanslı ideolojilerin halktan kopuk programlarının payı büyüktür.

Din referanslarının doğru kullanılmaması halkla bu yapılar arasında hem bir korkuyu hem de güvensizliği ve kullanılmayı getirdi.

Bugün geçmişten farklı ama geçmişteki yapıların devamı olan örgüt ve partilerin siyasi ve kültürel taleplerini çok farklı alanlarda dillendirdiklerini görüyoruz.

HAK-PAR, KADEP, TEVKURD, TOPLUMDER, MUSTAZAF-DER gibi Kürt orjinli yapılar DTP dışında bölgede bunun öncülüğünü yapmakla birlikte siyasi anlamda parçalanmadan dolayı çok fazla etki yaratmıyorlar.


Şu an tek başlarına DTP’nin bir ilde yarattığı enerjiyi yaratmaktan çok uzaklar, farklı ideolojiler savunduklarından dolayı birleşik bir güç oluşturmaları da mümkün gözükmüyor. Karikatür krizi sırasında düzenlenen mitingdeki birlik havası kalıcı olamadı, olması da imkansızdı. Çünkü geçmişten gelen korku ve şüphecilik bölgede bu yapıları esir almış durumda. (Diyarbakır düzenlenen Peygamber’e saygı mitingi Ortadoğu’nun ikinci büyük mitingiydi.)

Bu yapıların büyük bir kısmı 22 Temmuz seçimlerinde DTP’ye oy vermediler. Temsilcileri seçimlere katılmadığından oyların büyük kısmı AK Parti’ye giderken bölgenin ikinci büyük sivil toplum kuruluşu ise sandığa gitmedi. Bugün bu yapıların beslenme kaynakları Irak Federe Kürt Bölgesi ve Avrupa’daki Kürtler.

Gerek Türkiye’den gerekse diğer ülkelerin dinamiklerinden ciddi anlamda uzaklaşmış kesimler, Irak Federere Kürt Bölgesinde ağırlıklı olarak Barzani’den etkilenen Kürt muhalifler İslamcı yapılardan da etkileniyor ve metodlarını değiştiriyorlar. Bugün, bölgede muhalefetin partilerle olmayacağını savunan ve gittikçe güçlenen bir kesim var. Şiddetten bıkan ve eğitim odaklı program geliştirip sivil toplum üzerinden hedeflerini gerçekleştirmeye çalışan, siyaseten uzak duran kesimler bunlar.

Bu kesimlerin siyasi anlamda baskı gücü her gün kendisini daha iyi hissettirirken bunların demokratik hayatan uzak durmaları ise rahatsızlık yaratıyor. Demokratik ortamdan beslenen bütün bu yapıların en büyük korkuları ise 90 sürecinin tekrar yaşanması.

Ya dışladılar ya susturdular

PKK kuruluşundan bugüne kadar şiddet kullanarak siyasi kazanım hedefledi. Son yıllarda da kendisinden kopan kişileri acımadan tasfiye etti, susturdu. Bu anlamda Kürt muhalefeti belirli bir dönem sesini çıkaramadı. Ancak bugün gerek internet ortamında gerekse de çeşitli örgütlerde PKK -korkulsa da- ciddi biçimde eleştiriliyor.

HEP çizgisinden farklı olarak, çeşitli örgütlerin katılımıyla kurulan DBP (Demokratik Barış Partisi) kendisini daha sonra HAKPAR içinde ifade ettiyse de muhalefet adına belirli bir başarı sağlayamadı, Kürt muhalefeti silahların sustuğu dönemde ciddi varlık gösterdi ve alanlara inmeye başladı. Ama ne yazık ki arzulanan gelişmeyi sağlayamadı. Bu muhalefetin en güçlü temsilcisi Şeyh Said’in torunu Abdülmelik Fırat bile milletvekili seçilemedi.

Muhalif yapılar korku kültürünü bir türlü yenemedi. Bir taraftan PKK korkusu, diğer taraftan devlet korkusu ciddi anlamda bunları baskı altına aldı ve belirli dönemlerde sindirdi. Buna rağmen bugün sesleri daha gür çıkıyor. Son dönemde PKK’nın üst düzey yöneticileri bazı isimleri açıkça tehdit ve hain ilan ediyor.

Kürt muhalefetindeki isimler değil de aydınların tehdit edilmesi özellikle dikkatlerden kaçmıyor. Bu tehdit karşısında ortaya çıkan aydınlar bildirisi ise bu korku kültürünün bitmesi gerektiğini söylüyor. Anlıyoruz ki silahın olduğu bir yerde ciddi bir muhalefetten söz etmek oldukça zor. Herkesin bildiği olayları provakatif şekilde dile getirmek de bu şiddeti körüklemekten başka işe yaramıyor.

Siyasi zemin güçlenmeli

Kürt siyasetinde artık ağırlıklı olarak dini değerlerle sorunu olmayan, kimliğini gözardı etmeyen, Türkiye merkezli çözüm önerileri geliştirebilecek, dış dinamiklerden ziyade, iç dinamiklere öncelik veren bir çizginin gelişmesi gerekiyor. İç dinamiklerin belirleyici olması hem Kürt meselesinin çözümünü kolaylaştırır, hem de devletin güvenlik kaygılarını ciddi anlamda giderebilir. Ama bunun olması için çözüme dönük bir siyasi iradenin geliştirilmesi lazım.

Yeni bir siyaset anlayışı bunları gözardı etmeyen bir yaklaşımla mümkün olabilir. Önümüzde duran acil mesele, siyasi sorunlarımızın siyasetçiler aracılığıyla ele alınabilmesini sağlayacak imkanların önünü açmaktır. Kürt meselesini silahların gölgesi altında konuşmak istemiyorsak, siyasi zeminleri güçlendirmeliyiz. Ancak bu yapılırsa silahlı gruplar ciddi anlamda güç kaybeder.

Bugün ısrarla PKK-DTP vurgusu yapanlar, DTP’yi eleştirmek adına, siyasi-demokratik süreçlerin gelişmesini engelliyor. Kısacası parlementer süreçlerin gelişmesi, silahlı grupların etkisini ciddi biçimde azaltacaktır. Gerek kitle gücü, gerekse psikolojik güç açısından, PKK’nin geleceği yeni dönemde yapılacaklarla şekillenecek. Baskı ve dışlama siyaseti PKK’yi güçlendirir, tersi ise zayıflatır. Bu nedenle DTP’nin Meclis dışına itilmemesi hayati önemdedir.

Kürt muhalefetinin de bütün bunları dikkate alıp yeni bir programla ortaya çıkması ve uzlaşıyı esas alan bir tarzda hareket etmesi gerekmektedir.
Facebook Twitter



Tarih:10 Aralık 2007 Pazartesi

İlgili Yazılar

İŞLEMLER

Arkadaşına Gönder

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Gönderilecek Eposta
  • Yorumunuz

Gönder

YAZARLAR

SICAK HABER