ANASAYFA - STARGAZETE.COM

Kafkaslar Türkiye için basamak mı set mi? - AÇIK GÖRÜŞ

Kafkaslar Türkiye için basamak mı set mi?  

17 Kasım 2008 Pazartesi, 01:06 AÇIK GÖRÜŞ

Kafkaslar Türkiye için basamak mı set mi?

Kafkaslarda karşılıklı bağımlılık temelinde oluşturulacak bir ekonomik birliktelik, Batı ve Türkiye için Orta Asya’ya uzanma imkanı sunacaktır. Ancak siyasi irade eksikliği, masa başında yapılan planların hayalden öteye gidememesine ve Kafkasların bir basamak deği set halini almasına yol açabilir.

TÜRKİYE’Yİ yakından ilgilendiren çatışmalar ve istikrarsızlıklar ele alındığında, Ağustos ayında patlak veren Gürcistan kriziyle birlikte Kafkasların bir kez daha dünya gündeminde üst sıralara yükseldiği görülmektedir. Küresel anlamda yaşanan ekonomik krizin bir anda ikinci plana ittiği bölgede, bozulan statükoyu yeniden inşa çabaları çerçevesinde bölge ülkeleri ve diğer ülkeler arasında hızla işleyen mekik diplomasisi gözlerden kaçmamaktadır. Batı’nın aktif veya pasif tavır takınma konusunda ortak hareket etmeyi başaramayıp ikiye bölündüğü kriz döneminde bir türlü somut ve sürdürülebilir kararlar ortaya konulamaması, ibrenin son dönemde Rusya’ya doğru dönmeye başladığı yönündeki izlenimleri güçlendirmektedir. Özellikle, Güney Osetya ve Abhazya bölgelerini tanıma kararı alan Rusya hem Batı’ya karşı güç gösterisinde bulunmuş hem de Karadeniz’deki hákimiyetini sağlamlaştırma adına ciddi adımlar atmaya başlamıştır.

G. Osetya krizinin iki temel sonuç ortaya koyduğu gayet açıktır. Bölgede var olan çatışma bölgelerinin patlamaya hazır bomba oldukları ve gereken çözüme ulaşılamaması halinde etkilerinin çatışma bölgesi ile sınırlı kalmayacağıdır. İkinci sonuç ise atılan her adımın Rus çıkarları ile ters düşmesi halinde, bu ülkenin uzlaşmacı bir tavır sergilemek yerine yıkıcı bir tutum sergilemesinin hiç de ihtimal dışı olmadığıdır.

Karabağ resmin neresinde?

Bu analiz ışığında bölgenin bir diğer kırılgan noktası olan Yukarı Karabağ meselesi yakından incelendiğinde çözümün barışçıl kanallardan tesisinin gerekliliği hem bölgede çıkarları olan güçler hem de bölge ülkeleri tarafından kabul gören bir gerçek halini almıştır. Burada belirtilmesi gereken, Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki silahlanma yarışının hızlandığı bir dönemde böyle bir eğilimin ortaya çıkmasının uzun dönemde oldukça faydalı bir gelişme olarak okunması olacaktır. Son dönemde, Karabağ meselesinde üç kanal hızlı bir şekilde çalışmaya başlamıştır. Bunlardan ilki AGİT Minsk Grubu temelinde yürütülen uluslararası çözüm çabaları, diğerleri ise Rusya ve Türkiye’nin girişimleri olarak belirtilebilir. Aslında, hem Rusya’nın hem de Türkiye’nin izlemiş olduğu politikaların Minsk grubunun çözüm arayışlarına bir katkı mahiyetinde olduklarının altı çizilmelidir.

Türkiye, Ağustos ayındaki krizin ardından ortaya atmış olduğu Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu projesiyle, Karabağ meselesinden bağımsız, bölgesel, genel bir çözümün gerekli olduğunu ortaya koymuştur. Amaç, bir araya getirilemeyen tarafların diplomatik kanallardan meseleyi görüşerek, çözüm için asgari müşterekte buluşmalarını sağlamak olarak özetlenebilir.

Ancak, bir araya gelemeyen tarafların çözüme dönük diyalog sürecinde nasıl başarılı olacağı meselesinin ise tam olarak cevap bulamamış bir konu olduğu belirtilmelidir. Burada, en somut adımın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, Eylül ayında Ermenistan - Türkiye arasındaki futbol maçını izlemek üzere Erivan’a gitmesi ve üst düzey görüşmelerde bulunması olarak nitelendirilebilir. Bu açılım hem Ermenistan’da hem de Batı’da takdir görmüş, ileriye matuf olarak da umutların yeşermesine katkıda bulunmuştur. Azerbaycan özelinde bakıldığında bu görüşmenin devlet kademelerince olumlu karşılandığı, ancak bazı kesimlerde ise kırgınlığa neden olduğu söylenebilir. Yine de cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hemen ardından, Aliyev’in ilk resmi ziyaretini Türkiye’ye yapmış olması, Azerbaycan ile ikili ilişkilerin ne düzeyde olduğunu gayet güzel bir şekilde ortaya koymaktadır. Karabağ meselesinde zaman zaman Türkiye’nin arabuluculuğu konusunda bazı kesimlerden çatlak sesler yükselmektedir. Burada vurgulanması gereken Türkiye’nin daha çok Kafkasya genelinde diyalog geliştirmeye çalıştığı ve Minsk Grubu görüşmelerine katılan ülkelerden biri olarak zaten uluslararası düzlemde yürütülen çözüm arayışlarında yer aldığıdır.

Moskova Anlaşması

2 Kasım tarihinde Rusya’da Azerbaycan ve Ermenistan’ın katılımlarıyla gerçekleştirilen üçlü zirve, Yukarı Karabağ sorununda 1994’ten bu yana ilk yazılı anlaşma metninin imzalanmasıyla sonuçlandı. Anlaşmanın ardından, bazıları bunu Ermenistan’ın bir zafer olarak nitelese de genel anlamda sembolik değer taşıyan bir anlaşmanın ötesine geçilemediği söylenebilir.

Anlaşma metninde, diplomatik kanalların kullanılması ve uluslararası hukuka dayalı çözüme ulaşılması gerekliliği vurgulanmaktadır. Anlaşma, bu güne kadar tartışılan meselelerin kağıda döküldüğü bir metindir. Öte yandan, çözüm adına henüz hiç kimse birbirinin kırmızı çizgilerini ihlal etmemiş ve hassas meselelerden, çok prensiplerin ortaya konduğu bir görüşme gerçekleştirilmiştir. Ancak, burada gözden kaçırılmaması gereken nokta Rusya’nın iki anlamda da hanesine puan yazdırdığıdır.

Birincisi, Ağustos ayında sergilemiş olduğu agresif tutumuyla eleştirilen ve imaj kaybına uğrayan Rusya, her ne kadar Gürcistan’da yaptığı operasyonları barışçıl amaçlarla yürüttüğünü söylese de ikna edici olamamıştır. Ancak, Kasım’da gerçekleştirilen toplantı ile Ermeni ve Azeri taraflarını bir araya getirerek barışa katkıda bulunan ülke profili çizmeyi başarmıştır. İkincisi kendisi dışında gelişecek inisiyatiflerin önünü tıkayarak, bölgede baskın aktör olma pozisyonunu koruma adına önemli bir adım atmıştır.

Azerbaycan ve Ermenistan ise çözüm taraftarı olduklarını çok yüksek sesle olmasa da dile getirmiş oldular. Özellikle iki ülkenin de Gürcistan’daki iç karışıklıklar ekonomik olarak olumsuz etkilendiği bilinmektedir. Ermenistan’ın ise hem Azerbaycan hem de Türkiye sınır kapılarının kapalı olmasından dolayı Gürcistan’a olan bağımlılığı düşünüldüğünde daha dramatik bir durumla karşı karşıya kaldığı açıktır. Bu ülkenin son dönemde Türkiye ile ilişkilerin düzeltilmesi yönünde takındığı tavrın ardında bu meselenin yanı sıra BTK ve Nabucco gibi bölgesel projelerin de oynadığı rolün öneminin altı çizilmelidir. Bilindiği gibi doğu-batı güzergáhında Türkiye’den geçerek Doğu Avrupa’ya ulaştırılması hedeflenen Nabucco boru hattı projesi için Ermenistan masada duran opsiyonlardan biridir.

Önümüzdeki, dönemde Kafkaslarda izlenecek tutumun Orta Asya ve Ortadoğu politikalarını da yakından etkilemesi beklenmektedir. İstikrarın sağlandığı ve karşılıklı bağımlılık temelinde oluşturulacak bir ekonomik birlikteliğin Batı ve Türkiye için Kafkaslardan Orta Asya’ya uzanma konusunda ciddi bir alan oluşturacağı açıktır. Ancak, siyasi iradede yaşanan eksiklikler ve süreklilik arz etmeyen politikalar konusunda ısrarcı olunduğu takdirde masa başında yapılan planların hayalden öteye gidemeyeceği ve Kafkasların bir basamak yerine bir set halini aldığı siyasi bir düzenle karşılaşılmasının da ihtimal dáhilinde olduğu bilinmelidir.

hozertem@gmail.com

*USAK Avrasya Uzmanı

HASAN SELİM ÖZERTEM*

Tarih: 17 Kasım 2008 Pazartesi, 01:06

İŞLEMLER  

Yorumla

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Yorumunuz

Gönder

Şikayet Formu

  • Bu yorumun hakaret, iftira veya herhangi bir başka suç içerdiğini düşünüyorsanız site yöneticisini uyarmak için şikayetinizi yazın.
  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Şikayetiniz

Gönder

Arkadaşına Gönder

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Gönderilecek Eposta
  • Yorumunuz

Gönder

Yorumlar

ÖNE ÇIKANLAR

DİĞER AÇIK GÖRÜŞ HABERLERİ  

['http://91.93.103.35/reklam/staregazetebanner.swf','305','150']
star RSS KAYNAKLARI

SON DAKİKA

HAVA DURUMU  

İl:

FOTOGALERI BÖLÜMÜNE GİTMEK İÇİN
star CUMARTESİ
star PAZAR
star SPOR
AÇIK GÖRÜŞ
star EGE
pek yakında
Star gazetesi haber ihbar hattı
star mobil

MENÜ

REKLAM

www.yirmidort.tv

SON DAKİKA

SİTEDE ARA