




Prof. Salha, Amerikan işgalinin başladığı 2003’ten beri Irak’taki üçüncü demokrasi denemesinin sonuçlarını değerlendirdi. Salha, seçime giren tarafların Irak’ın bütünlüğünü koruyacak arayışlardan ziyade koltuk derdinde olduklarını söylüyor.
Samir SALHAProf. Dr. Kocaeli Üniversitesi Öğretim Üyesi
rak’ta 7 Mart’ta gerçekleşen genel seçimlerin ülkenin yeniden yapılanması bakımından bir fırsat teşkil edeceği iddia edilmiş ise de seçim öncesi ve esnasında yaşananlar, umut verici olmak bir yana daha büyük bir buhranın ilk işaretlerini vermiştir. Kuşkusuz son dönemde, büyük endişe kaynağı olan saldırılarda önemli bir azalma olduğu ve bunun halk nezdinde bir rahatlama sağladığı inkar edilemez. Ancak, güvenlik alanındaki ilerlemeye, dahası siyasi aktörler nezdinde geçici de olsa sağlanan ateşkese rağmen; gerek yönetim gerekse halk nezdinde yaşanan bıkkınlık, Irak üzerinde dolaşan kara bulutların kolay kolay dağılmayacağını göstermektedir.
Sünnilerin yoğun boykotuna rağmen 2005’teki genel seçimlerde Iraklılar arasında yeşeren umutlar, aradan geçen beş yılın sonunda; hükümetlerin sosyal adaletsizliği, yüzde 18’e varan işsizliği, yolsuzluk ve rüşveti çözmek hususunda vermiş oldukları sözlerin tutulmamasının etkisiyle yerini karamsarlığa bırakmıştır. 2010 yılına gelindiğinde seçim çalışmalarını finanse etmek üzere komşu devletlerden maddi yardım arayışına girildiğine ilişkin suçlamalar, sadece kişisel hırs ve siyasi hesaplaşmalar merkezinde oluşturulan ittifaklar, Irak’ın önde gelen isimlerinin yaşanan sıkıntılardan ders almadıklarını açıkça ortaya koymuştur.
Irak’ın bütünlüğü hâlâ tehlikede
Amerikan işgalinin başladığı 2003’ten beri yapılan üçüncü demokrasi denemesini olan bu son seçimle birlikte, kalkınma yolundaki yeni Irak Devleti’ni kurtaracak arayış yerine, sonu çok daha zor bir sürece sürüklenilmesi tercih edilmiştir.
İşgalle birlikte Washington tarafından istikrar ve huzura ilişkin verilen vaatlerin üzerinden geçen yedi yılın sonunda ülke iki ayrı projenin çatışma alanı haline gelmiştir. Bunlardan ilki, giderek etkisini artıran ve hakim güç haline gelen Iraklı kimliği yerine ırksal, dinsel ve mezhepsel ayrımları öne çıkaranlar, diğeri ise ulusal birlik ve toprak bütünlüğü kavramları çerçevesinde Irak’ın Arap alemine bağlılığını savunmakla birlikte tökezlemekten kurtulamayanların savunduğu projelerdir. Bununla birlikte parlamenter rejimle 60 yıl önce tanışan Irak, Baas Partisi’nin etkisi altında yaşanan bu döneme rağmen, biri Sünni, ikisi Şii ve diğeri Kürt merkezli dört ittifakın ön plana çıktığı siyasi görüntüyü ülkeyi bekleyen karamsar tablonun ne denli ciddi olduğunu ortaya koymuştur. İlk olarak Nuri el Maliki gerek muhalifleri gerekse yakın çevresi tarafından Baas kökenlilere karşı sert yaklaşımları ve sözde kalan reform vaatleri nedeniyle diğer Şii liderlerden destek bulamamasının ve kendi başkanlığı altında bir seçim ittifakı kurmayı başaramamasının etkisiyle “Kanun Devleti Bloku” adı altında bir yapı oluşturmayı tercih etmiştir.
Maliki’ye tepki gösteren Şiiler ise Irak İslami Yüksek Konseyi Başkanı Ammar El Hekim, Milli Islah Hareketi Başkanı İbrahim el Caferi, bir dönem için işgal güçlerine karşı direnişin sembolü haline dönüşen ancak büyük güç kaybeden ve suikast korkusuyla İran’a yerleşen Sadr hareketi lideri Mukteda es Sadr’ın dahil olduğu “Irak Ulusal Koalisyonu” seçime girmişlerdir.
Diğer bir seçim ittifakı ise Celal Talabani’nin “Irak Kürdistan Demokratik Partisi” ile Mesud Barzani’nin “Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği”ni birleştiren “Kürdistan Koalisyonu”dur.
Bu ittifakların varlığı ülkeyi siyasi, ekonomik ve sosyal sorunlardan kurtarmak yerine kendi siyasi mevkilerini korumak isteyen isimlerin öne çıkacağını göstermiştir. Bu siyasi partiler seçim süreci boyunca programlarını açıklarken büyük vaatlerde bulunmuşlarsa da; bugün itibariyle çalışmalarını mezhep demokrasisinin kök salması ve iktidarın, bir şirketi bölüşürcesine pay edilmesi planı çerçevesinde hareket ettikleri anlaşılmıştır.
Mezhep demokrasisi
Söz konusu ırksal-mezhepsel yapılanmaları sadece iki güç aşabilmiştir. Bunlardan ilki
önceki seçime katılmayan ancak ülkenin geleceğinden soyutlanmak kaygısıyla 7 Mart’ta aktif bir rol üstlenen ve liberallerle birlikte Şii bir isim olmasına rağmen Başbakan İyad Allavi’nin etrafında “Iraklılar Bloku” adı altında birleşen Sünnilerdir.
Öne çıkan diğer güç ise Celal Talabani’den ayrılan ve son yerel seçimlerde büyük bir sürpriz yaparak geleneksel Kürt partilerinden oy koparmayı başaran Nuşirvan Mustafa liderliğindeki Değişim Partisi olmuştur.
Seçim sonuçlarının kesinleşmesiyle birlikte Iraklıların önünde bekleyen temel siyasi sorun Devlet Başkanı, Başbakan ve Meclis Başkanı koltuklarının paylaşılması olacaktır. İşgal sonrası oluşan siyasi boşluğu değerlendiren Kürt liderlerin en büyük başarısı kuşkusuz Celal Talabani’yi devlet başkanlığı koltuğuna oturtmak olmuştur. Bu konuda başta Barzani olmak üzere diğer siyasi liderlerinde desteğini aldığını açıklaması Talabani’nin seçim sonuçlarına rağmen, bu koltuğu kolay kolay bırakmak istemeyeceğini göstermiştir.
Dolayısıyla Erbil merkezli tutum ve açıklamalardan anlaşıldığı üzere, Kürtler cumhurbaşkanlığı meselesinde tatmin edilmedikleri taktirde, federatif yapıyı bozarak, ayrılma politikalarını hayata geçirmeyi göze almış durumdadırlar.
Başbakanlık konusunda ise üç Şii isim Maliki, Allavi ve Caferi arasında şimdiden hesaplaşma başlamıştır. Bu kişilerin seçimde hile ve yolsuzluk yapıldığına ilişkin karşılıklı suçlamalarda bulunmaları sonrasında seçmenlerini bir kenara bırakarak bu koltuğu Şiilerin almak istedikleri kanaati kuvvetlenmiştir. Buna karşılık Irak Meclis Başkanı İyad El Samarraie ise meclis başkanlığı koltuğunun Sünnilere ait olduğunu ve böyle de kalacağına yönelik açıklamaları ise ülkede yaşanan koltuk kavgasını daha da içinden çıkılmaz bir hale sokmuştur. Tüm bu gelişmeler sonrasında anlaşılmıştır ki Irak; 1943 yılında Lübnanlılar arasında imzalanan “Ulusal Pakt”a dayalı olarak gerçekleştirilen siyasi otoritelerin paylaşımının bir örneğini gerçekleştirme yoluna girmiş bulunmaktadır. 7 Mart seçimlerinin ülkeyi rayına oturtmadığının ve sağlanan uzlaşının geçici nitelikte olduğunun bir başka göstergesi ise 2005 Anayasası ile gündeme getirilen, petrol gelirlerinin paylaşımı, Kerkük’ün geleceği, ordunun yeniden yapılandırılması, Baas kökenlilere yönelik tasfiye politikası ve yurt dışında yaşayan mültecilerin evlerine dönmesi konularında halen somut bir adım atılamamış olmasıdır.
Seçimin kaybedenleri
Sandıkların açılmasıyla birlikte siyasi liderlerin başlayan, zafer ilan ederek Irak Seçim Denetleme Kurulu’nu ipotek altına alma yarışıyla birlikte ortaya çıkması muhtemel ağır ithamlar ülkenin geleceğini ilgilendiren birçok unsuru beraberinde getirecektir: Seçimin ilk mağlubunun, oy verme sürecinde sahte mürekkep ve mükerrer oy kullanılması gibi usulsüzlük iddialarının önüne geçemeyen Irak Seçim Denetleme Kurulunun olduğu artık kesinleşmiştir. Bir başka kaybeden taraf ise demokrasi inancıyla sandıklara giden, ancak 325 koltuğun sahibini belirlediklerini düşünürken karşılarına oy vermedikleri kişilerin çıkacağını gören yurtdışında yaşayan iki milyon kişinin de aralarında bulunduğu on dokuz milyon Iraklı seçmendir. Üçüncü kaybeden güç ise demokratik işleyişe inanarak başta Arap ülkeleri olmak üzere ülke dışından gelen, fakat ayyuka çıkan hile ve yolsuzluk iddiaları karşısında hayalkırıklığı yaşayan 500 yabancı ve 250 bin yerel gözlemcidir.
Her şeyin ötesinde esas yenilgiyi yaşayan güç ise Washington yönetimi ve özellikle ülkedeki askerlerini çekmek hususunda sinyaller veren ve seçimleri bu süreci hızlandırabilecek bir etken olarak gören, bununla birlikte sandığın istikrar yerine kaosa hizmet etmesi sonrasında planlarının aksaması kesin olan Başkan Obama’dır.
Sonuç itibariyle bütün bu kaybedenlerin karşısında tek kazanan, Irak’ın birlik ve beraberliğini dar hesaplara kurban ederek, ülkenin içinde bulunduğu çıkmazı görmezden gelen, seçilme hakkına değişik bahanelerle birçok siyasetçi ve liderin önüne set çekerek ve 6200 adaylıktan sadece 82’sini kadınlara bırakıp temsil kabiliyeti olmayan bir sistem oluşturan ve böylece iktidara ulaşmanın yolunu gerçek demokrasi yerine demir yumruk politikalarında arayan siyasi liderlerden başkası değildir.
samirsalha@hotmail.com
Pozitivizme imanın esasları
İki milliyetçilik iki mitoloji Şamanizm ve Zerd...
Devlet ve piyasa arasındaki sırat köprüsü
Kürt sorunu en çok Müslümanların derdi oldu
BDP neden önemlidir?
Taşı gediğine koymanın zamanı
PKK’nın yeni anayasa korkusu
Afrika’daki merhamet ve vicdan kıtlığı
Terörle mücadelede yeni konsept
Gerçek Türkiye hangisi?
Apolitik ricat
‘Terörle mücadele’ başka ‘teröristle mücadele’ ...
İnsan cennetten nasıl düşer?
Hollanda’da kurban ibadeti artık yasak
Türkiye’de Ermenistanlı bir yabancı olmak