




HSYK Başkanvekili Kadir Özbek ve üye Ali Suat Ertosun Anayasa paketine itirazlarını gerekçelendirdikleri bir kitapçık hazırladılar ve bütün hakim ve savcılara gönderdiler.
YUNUS HEPER
Hakim
Bu kitapçıkla da ortaya çıktığı üzere, HSYK ile Türkiye’deki hukuksal ve siyasal gelişmeler arasında, ancak, Thomas Kuhn’un meşhur paradigma kavramı ile açıklayabileceğimiz bir gerilim söz konusudur. Her paradigma, toplumsal sorunlara bir cevap ve alternatif olarak ortaya atılır. Yeni paradigma sorunlara akılcı ve ikna edici çözümler sundukça toplumda giderek daha fazla taraftar toplar ve bir süre sonra hakim paradigma haline dönüşür. Bir önceki paradigmanın kurucu yenilikçileri varislerine yeni kurumlar bırakırlar, fakat radikal siyasi tutumlarını bırakamazlar. Çünkü varislerin kendilerine miras kalan kurumları yaşatmak, korumak gibi bir misyonları vardır. Türkiye’deki egemen ideolojik gelenekte olduğu gibi kendisi de bir geleneğe dönüşmüş, artık radikal değil muhafazakâr olmuştur. İşte mevcut HSYK’nın kavgası, toplumun değer, beklenti ve yaşam tarzlarındaki köklü değişimlere direnen statükonun, değişim ile kavgasıdır. HSYK Başkanvekili Kadir Özbek ve kurul üyesi Ali Suat Ertosun, artık geçerliliğini yitirmeye başlayan önceki paradigmanın kurumlarından biri olan HSYK’yı yaşatmak amacıyla yazdıkları ‘muhafazakâr’ bir manifesto niteliğindeki ‘Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna İlişkin Anayasa Değişikliği Konusunda Analitik Bir İnceleme’ isimli kitapçıkta, 1982 Anayasasının yürürlüğe girdiği günden beri çok az hukukçunun cesaret ettiği bir şeye,1982 Anayasasının ne kadar demokratik olduğunu ispatlamaya çalışmaktadırlar. Özbek-Ertosun, siyaseti, uzak durulması gereken netameli bir mesele, siyasetle ilgili olanları ise uzak durulması gereken kişiler olarak görmektedir. Onlara göre yargı, yapılacak anayasa değişikliği ile siyasi etkiye açık hale gelecektir. Oysa en temel anlamıyla siyasetin özü çatışmaların çözüme kavuşturulmasıdır. Bugün siyasetin, devlet işleri, kamusal faaliyetler, toplumsal çatışmaların uzlaşma ve uyumla çözümü, gücün, kaynakların ve değerlerin dağıtılması gibi pek çok anlamı vardır. Siyasetin, güç, yozlaşma ve istismar gibi olumsuz anlamlarda kullanımı ise daha çok toplumsal sorunların müzakere ve uzlaşma yolu ile değil, otoriter yöntemlerle çözüldüğü toplumlarda görülmektedir. Özbek-Ertosun’un yapılan düzenlemenin yargı bağımsızlığına aykırı olduğu iddialarının altnda mevcut siyasetin yoz, idealin ise herhangi bir toplumsal rekabetin konusu olmayan siyasal bir düzen olduğu düşüncesi vardır.
Özbek ve Ertosun’un itirazları
Özbek-Ertosun’a göre yargı bağımsızlığı, yargıçların kendi kendilerini yönetmeleridir. Siyaseti öncel olarak olumsuzlayan bu anlayış, yargı bağımsızlığını, yargının her türlü eleştiriden, sorgulamadan ve kamusal sorumluluktan muaf bir dokunulmazlık zırhı ile donatılması olarak görmektedir. Mevcut düzende yargının tarafsızlığı ve adilliğinin güvenceleri yargının kendisine bırakılmıştır. Ergenekon davaları ile başlayan süreçte yüksek yargı çevrelerinin tarafsızlığı gölgeleyen tutumları, Anayasa Mahkemesi’nin akla ziyan kararları, idare mahkemelerinin aldıkları ‘siyasi’ kararlar, sıkıyönetim mahkemeleri ve devlet güvenlik mahkemelerinin aldıkları pek çok karar böyle bir tarafsızlık algısının ürünüdür. Bugün yargı giderek demokratik mekanizmalara güç kaybettiren, bizzat toplumsal barışı tehdit eden ve bozan bir aktör haline gelmiştir.
İşte bu nedenle dar bir yargı çevresinin temsilcilerinden oluşan ve belirli bir kesimin sözcüsü durumuna düşen HSYK misyonunu tamamlamıştır. Özbek-Ertosun incelemelerinde hâkim sınıfından olmayan 5 üyenin kurulda yer almasının, Cumhurbaşkanının kurula üye seçmesinin, anayasa değişikliklerinin torba kanunlar olarak referanduma sunulmasının yargı bağımsızlığı ve hukuk devletine aykırı olduğunu, hâkim sınıfından olmayan üyeler ile adalet bakanı ve müsteşarın tarafsız olamayacaklarını savunmuşlardır.
Oysa AYM gerekçeli kararında; yargının işleyişinden kaynaklanan sorunların belli ölçüde onları da etkileyen hukukçu öğretim üyeleri ve avukatlardan oluşmasının yargı bağımsızlığı ve hukuk devletine aykırı olamayacağına karar vermiştir. Aynı kararda, hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı ilkelerinin belli, somut bir kurul yapısını gerektirmediği, kurulun yargı bağımsızlığını ihlal etmediği sürece çok farklı modellerde tasarlanmasına olanak bulunduğu, bu farklı modellerden hangisinin benimseneceğinin kurucu iktidarın takdir yetkisi içinde olduğu açıklamıştır.
Yine AYM, Yasama organının tercihinin yerindeliğinin yargısal denetim konusu olmasının mümkün olmadığını da belirtmiştir. AYM’ye göre, kurulun üye sayısının artırılması, seçim tabanının genişletilmesi, kendi sekretaryasına kavuşturulması ve Teftiş Kurulunun kurula bağlanması, kurulun özerk yapısının güçlendirmiştir. Cumhurbaşkanının kurula üye atama yetkisinin sınırlandırılması, Adalet Bakanı’nın dairelerin çalışmalarına katılmasının yasaklanması, yürütmenin kurul üzerindeki etkisinin belli ölçüde azaltılması ve kurul kararlarının kısmen de olsa yargı denetimine açılması hukuk devletinin güçlendirilmesine yönelik bir adım olarak görülmüştür. Bu nedenle söz konusu hükümlerin yargı bağımsızlığı ve hukuk devleti ilkesini ortadan kaldırdığı söylenemez.
Anayasa Mahkemesi’nin bu gerekçesine rağmen Özbek-Ertosun’un, kendilerine radikal babalarından kalan, eskimekte olan paradigmaya ait kurulu koruma çabaları sürmektedir. Yalnız toplumun değil, aynı zamanda son on yılda mesleğe kabul edilen yaklaşık 7 bin hâkim ve savcının değer, beklenti ve yaşam tarzları da hızla değişmiştir. Oysa kurul, giderek daha da muhafazakârlaşarak yargının sorunlarına akılcı ve ikna edici çözümler üretmekten uzaklaşmıştır. Yeni düzenlemeyle, kurulun keyfiliğini önleyerek hakim ve savcıların yarınlarına güvenle bakabileceği bir düzenin yaratılması amaçlanmıştır. Bunun için kurulun objektif, şeffaf ve tarafsız bir şekilde, geniş tabanlı temsil esasına göre yeniden yapılandırılması, kararlarına etkili bir itiraz sisteminin getirilmesi ve yargı yolunun açılması imkânı getirilmiştir. İşte bu nedenlerle, demokrasiye giden en küçük adıma bile EVET!
yunusheper@hotmail.com
Pozitivizme imanın esasları
İki milliyetçilik iki mitoloji Şamanizm ve Zerd...
Devlet ve piyasa arasındaki sırat köprüsü
Kürt sorunu en çok Müslümanların derdi oldu
BDP neden önemlidir?
Taşı gediğine koymanın zamanı
PKK’nın yeni anayasa korkusu
Afrika’daki merhamet ve vicdan kıtlığı
Terörle mücadelede yeni konsept
Gerçek Türkiye hangisi?
Apolitik ricat
‘Terörle mücadele’ başka ‘teröristle mücadele’ ...
İnsan cennetten nasıl düşer?
Hollanda’da kurban ibadeti artık yasak
Türkiye’de Ermenistanlı bir yabancı olmak