ANASAYFA - STARGAZETE.COM

Hem Kemal ehli hem Tahir bir adam - AÇIK GÖRÜŞ

Hem Kemal ehli hem Tahir bir adam  

21 Nisan 2008 Pazartesi, 00:00   AÇIK GÖRÜŞ
  
Kemal ehli olduğu kesin. Tutukevinde çile çekerek, yazının fikrin namusunu omuzlayıp taşıyarak, bugünlerde ruhuna aykırı bir yerde duran ‘ulusalcı’ların dillerine pelesenk ettiği ‘bu topraklar’ın edebiyatını hakiki biçimde yaparak olgunlaşmış bir adam.

SADIK YALSIZUÇANLAR*



AYŞE Şasa sanırım yazmıştı da, ‘Kemal Tahir’de dervişsi bir eda vardı’ diye. Birkaç kez, söyleşirken de söz etti. Kemal Tahir’in, -henüz Türkoloji öğrencisiyken- bütün romanları/öyküleri ve notlarını okurken de böylesi bir şey zihnimin altında gezindi durdu. Kemal ehli olduğu kesin. Tutukevinde çile çekerek, yazının, fikrin namusunu omuzlayıp taşıyarak, bugünlerde, ruhuna aykırı bir yerde duran ‘ulusalcı’ların dillerine pelesenk ettiği ‘bu topraklar’ın edebiyatını hakiki biçimde yaparak olgunlaşmış bir adam.

Tahir aynı zamanda. Temiz kalmayı başarmış, kalbini ve kafasını satmayarak, başka bir şeye/yere/kişiye bırakmayarak taşıyabilmiş bir aydın.

Türkiye’de esasen ‘aydın’ın içinin deşilmesinde, sorgulanmasında ve özgürce/dürüstçe tartışılmasında Kemal Tahir aslan payına sahiptir.

Yol arkadaşı Nazım Hikmet’in uyarıları ve yol işaretleriyle örneğin Göl İnsanları neredeyse natüralist bir çizgide belirir. Köyün Kamburu üçlemesi, bindokuzyüzlü yılların başlarında Çorum gibi bir yerde medrese vs. çevresindeki insanları bize adeta bir ‘üçüncü sayfa’ fotoğrafıyla yansıtır. Bunlar Kemal Tahir’in abartmacı ve kısmen klişeci yönünü gösterir ama bize asıl söylemek istediklerini, Bozkırdaki Çekirdek, Yol Ayrımı, Yorgun Savaşçı ve bilhassa Devlet Ana anlatır.

‘Muzır düşünce’ suçu

Kemal Tahir ve Nazım Hikmet’i yaşamlarının baharında dört duvar arasına tıkayan suç, hem masum hem de cezalandırma biçimi bakımından zorbacadır.

Esasen Nazım Hikmet, Cumhurreisinin çağrısını, ‘deniz kızı Eftalya değilim’ diyerek reddettiği, Kemal Tahir’se, ‘muzır addedilen’ sosyalizan düşünceleri için hapsedilir.

Ve bu ceza ikisi için de ‘rahmet’ olur. Şiir ve roman alanında bi dolu eserin belirmesi için bir zemin olmuştur tutukevi. Kemal Tahir, ‘Anadolu insanı’nı, insanın yalın halinin belirdiği tutukevinde tanır. Peşpeşe romanlar, öyküler yazar. Bol bol okur. Nazım’la yazışmaları da bir hoca-talebe içeriğinde ama birer yol arkadaşı sesindedir. Bu yazışmalar, aynı zamanda eskizlerin de tartışıldığı, olgunlaştırıldığı redakte edilerek geliştirildiği bir okur yazar bereketlenmesidir.

Bizde ‘muhalif sanatçı/aydın’ geleneğinde normal olmayan bir yan vardır. Bunun kural bozmayan istisnaları arasında Nazım ve Kemal Tahir mutlaka baş sırada anılmalıdır. Kemal Tahir -tarihçiler sevmese hatta aşağılasalar da- bizdeki mitik tarih algısı imkánlarını da kullanarak, ‘resmi tezlerin’ dışında bir okuma kanalı açmaya çalışır ve bunu büyük oranda başarır.

Devlet Ana, bir bakıma büyük anlatıların ve dilin içinden geçerek, binlerce bilgiyi, belgeyi kullanan modern bir destandır. Kemal Tahir’i örneğin Yaşar Kemal’den ayrıcalıklı kılan şey en çok bu eserde belirir. Eski Anadolu Türkçesinin temel kaynaklarını kullanan, o dilin mantığını doğru kullanan bir anlatıdır. ATÜT belki burada riskli bir deney olarak yer yer iğreti durur ama son derece etkileyici bir tecrübedir. Kemal Tahir, bize belletilen tezlerin tümünü köktenci biçimde reddeder ve ‘tarihsel gerçeği’ yeniden aramaya koyulur. Devlet Ana, sadece bizi tarihsel bir döneme götürmekle kalmaz, Eliot’ın vurguladığı o gelenek algısının da içine çekmeye çalışır. Geçmişin bugünde yaşadığını ve geleceğin, geçmişle bugünü içerdiğini Kemal Tahir görmüştür.

Bugünün Tahirileri

Yakaladığı bu perspektifi Kemal Tarih yakın tarih okumalarında da sürdürür. Bir Mülkiyet Kalesi, Yorgun Savaşçı ve diğerleri hep bu okumalar sonucunda belirmiştir.

Edebiyatımızda bireysel perspektifi kıran, son derece değerli bir yazar olarak Oğuz Atay’ın Kemal Tahir’e ilgi duyması hep dikkatimi çekmiştir. Tahiri ekolün yetiştirdiği Hulki Aktunç, Selim İleri, Engin Ardıç, Naci Çelik gibi isimlere de baktığımızda, Oğuz Atay’ın, Kemal Tahir’e ilişkin belirlemesi bu bakımdan önemlidir : ‘ (...) Kemal Tahir’de Batı’nın çok iyi bildiği ve en Batılı sayılan aydınlarımızın bile çoğu zaman bilmezlikten geldiği bir özellik vardı: Kemal Tahir, gerçek bir sanatçı olduğu için durmadan kendini ve dünyayı değiştirmeye çalışın bir insandı. Yani durmadan kendiyle ve dünya ile hesaplaşan bir insandı. Bu hesaplaşmalar sonunda kendinde ve sanatında gerekli değişimleri cesaretle yapardı. Dünya ile hesaplaşmasını ona açıkça ilan ederdi. Eskiler bu tür davranışa cesaret-i medeniye derlerdi sanıyorum. Yani öyle sıradan bir cesaret değildi bu; vahşinin, cahilin cesareti değildi, medeni insanın cesaretiydi.

Sanıyorum Kemal Tahir bir aydın olarak, bir yazar olarak, yani insanın ve dünyasını tanımak isteyen biri olarak ilk hesaplaşmalarından birini, hapishanede yapmıştı. Hapishanede Türk insanının zengin bir kesitiyle karşılaştığı zaman yapmıştı. Evet, belki Batı’ya açılırken, Batı’dan yola çıkarken kendi insanımızı daha yakından tanımak için, onun derinliğini, genişliğini öğrenmek için Batı’nın sadece yöntemlerini bilmek istiyorduk. Ama bu işte biraz amacımızı aşmıştık, yetiştirdiğimiz aydın tipiyle halkından, insanından kopmuş bir yaratık ortaya çıkarmıştık. Kemal Tahir romanlarında bu çelişkiyi bütün açıklığıyla belirtir.

Kendi insanına yabancı

Onun köy yaşantısıyla ilgili romanlarının kahramanları büyük şehre onun kendisinden uzak, akıl almaz düzenine kuşku ve güvensizlikle bakar. Kemal Tahir, şehir insanını da anlatırken yer verdiği köylü tipleriyle bu çelişkiyi gene belirtir. ‘Bozkırdaki Çekirdek’te Köy Enstitüsü kurarak köyü kurtarmaya gelenler, kendilerinin Cumhuriyet aydınları değil, hálá bir çeşit Osmanlı sayıldığını, köylünün kendilerine bu gözle baktıklarını görerek dehşete düşerler. Köy insanına göre bu Cumhuriyet denilen şey, Osmanlının yeni bir düzenidir. Bilmiyorum, belki de enstitücüler, kendilerine biraz daha tarafsız bir gözle baksalardı, bu yargı karşısında o kadar dehşete düşmeyebilirlerdi. ‘Yorgun Savaşçı’da Anadolu’yu kurtarmak için İstanbul’dan yola çıkan yorgun ittihatçılar halk tarafından genellikle ilgisizlikle ve kuşkuyla karşılanırlar. Hatta kasabalı, köylü onlara ‘İttihatçı gavuru’ olarak karşı çıkar.

Kemal Tahir aydının bu durumundan gene aydını sorumlu tutuyor. Çünkü aydının halkı tanıma imkánı vardır. Ama Batı’nın kalıplarını insanımızın şartlarını hiçe sayarak uygulamak isteyen aydınlarımız gerçekten aydın olma imkánını ‘Bozkırdaki Çekirdek’ te gördüğümüz gibi boşuna harcarlar. ‘Batı uygarlığı her gün tıraş olmakla başlar’ diye düşünürler işin başlangıcında. (...) Bu karmaşık işin üstesinden gelmek için Kemal Tahir kadar güçlü ve Kemal Tahir kadar dürüst olmak gereklidir. Yani Kemal Tahir’e özenmek başka birçok kişiye özenmekten daha zor bir iştir. Eski günlerin özlemini yaşayanlar, Doğu-Batı sorununda ‘Biz Osmanlıyız, bizde daha çok adam bulunur.’ sözüne sığınıp Kemal Tahir’den yardım bekliyorlarsa, önce onun kahramanları gibi her şeyle hesaplaşmaya girişmelidirler.’ Bu alıntı, Kemal Tahir’e ilişkin söylenenler arasında bugün hálá geçerliğini koruyor.


Paylaş



Tarih: 21 Nisan 2008 Pazartesi, 00:00

İŞLEMLER  

Arkadaşına Gönder

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Gönderilecek Eposta
  • Yorumunuz

Gönder

ÖNE ÇIKANLAR

HABERLER  

LİSTELER

ÇOK OKUNANLAR

yazı dizisi: Anayasa Paketi

MENÜ

REKLAM

['http://91.93.103.35/reklam/Ulke_468x60.swf','468','60']
['http://91.93.103.35/reklam/ajanda.swf','220','90']

SİTEDE ARA