
Yeni bir ‘soğuk savaş’tan değil ‘soğuk barış’tan bahsetmek daha yerinde. Çünkü Batılı silah tekellerinin tercihi budur. ‘Zavallı petrol üreticisi Arap ülkelerinin paraları şimdi de bu yüzden silah tekellerine gidecektir. HASAN KÖNİ / Prof. Dr. Bahçeşehir Üniversitesi Öğr. Üy.
1980’lerin ortalarından itibaren uluslararası ortamın insancıllaştırılması ve demokratikleştirilmesi çabalarına girildiği dikkati çekmekte. Büyük güçlerin bu çabalarının ahlaki ve siyasal açıdan istenen sonuçları olabilirdi. Ancak şimdiye kadar izlediğimiz büyük devlet eylemlerinin taşıdıkları mantık ve kullandıkları yöntemler nedeniyle insancıl olmaktan çok tehlikeli oldukları görüldü. Kötü ve iyi imparatorluklar olarak adlandırılan bu devletler çağımızda barbarlıkların üreticisi oldular.
Kendi çıkarlarına uygun olması için azınlıkları koruma politikaları ve demokrasi yayma çabaları etnik çatışmaları azdırdı ve çok uluslu ve çok bölgeli devletlerin bölünmesine yol açtı. Bu eğilim günümüzde hala devam etmektedir. 1988’den beri devlet sayısında yüzde 20 artmış ve otuz üç yeni devlet Birleşmiş Milletlere üye olmuştur. Yeni ortaya çıkan devletlerden bazıları ve etnik yapılanma içinde olan devletlerden çoğu ‘başarısız devletler’ safında yer almaktadır.
Rusya ile sıcak ilişkiler
Başarısızlığın nedeni merkezi yönetimin gücünü kaybetmesi, Irak’ta olduğu gibi bölgesel yönetimlerin ortaya çıkması ve sürekli bir etnik çatışma içinde bulunmalarıdır. Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra Rusya Federasyonu merkezden kopma eğilimleri nedeniyle bu ‘başarısız devletler’ grubuna girecek gibi gözüküyordu. Rusya Federasyonu en güç durumunda Ermeni-Azeri savaşına yoğun destek vererek, daha sonra Türk yanlısı Elçibey’i iktidardan düşürerek çok temkinli Türk politikasının zaaflarından faydalanarak arka bahçesi olan Kafkaslarda olduğunu göstermişti. O dönemde ‘tarihin sonunun’ geldiğini düşünen müttefikimiz ABD o sıralarda Başkan Clinton’un başdanışmanı Strobe Talbott’un yönetiminde ‘önce Rusya’ adlı bir politika izliyordu.
Türkiye, Bakü-Ceyhan boru hattı konusunda Batılı müttefiklerinin desteklerini bir müddet bekledikten sonra Rus enerji kaynaklarına yönelmek zorunda kaldı. Rus boru hatları Türkiye sathına yayılıp, Rus turistler sıcak sularımıza gelip, Türk yatırımcıları Rusya içine yatırım yapmaya başladıktan sonra Bakü-Ceyhan hattı tamamlandı. Batılılar, Putin’in Çeçenistan’ı bastırmasına ses çıkarmadılar.
Amerika -Rusya ilişkileri iyi görülüyordu. Türk dış politikası bu görünümler üzerinden gelişti. Ermenistan’la diplomatik ilişki kurulmadı ama Türk mallarının Ermenistan’a sızmasına ve Ermeni işçilerin Türkiye’de çalışmasına göz yumuldu. Azerbaycan ve Gürcistan’la ilişkiler sıcak tutuldu. Türkiye’nin bu politikalarından hem Rusya hem Amerika çok memnundu. Ayrıca Rusya ve Ermenistan’ı Batı kapitalist sisteme bağlaması düşünülen Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü’nü kendimiz keşfetmişçesine kurdurmuştuk.
2001’de Batı yeni düşmanını belirlemişti: Siyasal İslam. 1 Mart tezkeresine rağmen ABD’ye Irak için her türlü destek verildi. ABD’nin Kuzey Irak Kürtleriyle yakınlığı karşısında çok gürültü edilmedi. Müslümanlara karşı kıyımları sorgulanmadı. Afganistan’a asker gönderildi. İlk başlarda şikáyet edilmesine rağmen Türkiye’nin Suriye ve İran’la olan barışçı diyalogu 2007’den itibaren Amerika ve İsrail’in işine yaramaya başladı; her ne kadar kendi kamuoyları önünde bu gelişmeleri olumlu görmeseler de.
Atlantik Birliği NATO’ya karşı
Kıbrıs’ta olumlu davranan taraf Türkiye oldu. AB’ye gerekli gereksiz eleştirilerini hazmettik. Kosova’nın bağımsızlığını acilen tanıdık. Balkanlarda Batılıların yanında dövüştük. Hala yaranamadık mı? Ancak, Amerikan neo-con yönetiminin bir zamanlar Saddam Hüseyin’i Kuveyt’e saldırttığı gibi Gürcistan’ı kendi içindeki, Rusya’nın hassasiyetle gözlediği ve fırsat kolladığı Osset ve Abhazlar üzerine yönlendirmeyi zamanında anlamadık. NATO’nun lüzumsuz
genişlemesini Amerika’nın bu ülkelere silah satma merakına, Fransa ve Almanya’nın eski yöneticilerini bağımsız politika izlemeleri karşısında NATO’nun Avrupa Birliği gibi genişleyerek Avrupa’yı denetim altına alma ve Atlantik Birliğini sıkı tutma hassasiyetine bağladık. Sonra NATO bir daha genişlemek istedi Çek Cumhuriyeti ve Polonya’ya önleyici füzeler yerleştirilecek, Ukrayna ve Gürcistan NATO’ya alınacaktı. Bu iki ülkenin NATO’ya alınmasına Almanya ve Fransa karşı çıktı. Özlemci Rusya genişleme ve füze kalkanından rahatsız olduğunu açıkladı. Biz İran Devlet Başkanı Ahmedinnejat’ın nükleer enerji programı ile uğraşırken Gürcistan krizi patlak verdi. Kafkaslar için yeni yapılan barış teklifimizi dostumuz ABD tarafından desteklenmedi. Lozan’da azınlıklarla ilgili oldukça esnek maddelerini alt üst eden dostumuza Montrö Sözleşmesi gereğince mümkün olduğu kadar esnek davranarak boğazları açtık. Biraz fazla açtık ki Rusya, daha önce izin alınarak geçen NATO gemilerinden ve bayrak göstermek amacıyla insancıl yardımları askeri gemilerle taşıyan Amerikan’an rahatsız olarak Türkiye’ye yirmi bir günlük Karadeniz’de kalış süresini hatırlatmak zorunda kaldı.
Türkiye’nin işi gerçekten zor
ABD’nin tek taraflı, militarist ve yalnızca kendi çıkarlarını düşünen politikalarından bütün müttefikleri olumsuz olarak etkilenmektedir. Amerika’nın Gürcistan başarısızlığından sonra NATO’yu toplayarak Rusya’ya karşı bir takım yaptırımlar uygulamak isteğine, çıkarlarına ters olmasına rağmen NATO ülkeleri ve Türkiye uymak zorunda kalacaktır. Bu yaptırımların Rusya ile olan ilişkileri kökten sarsacak bir biçimde olacağını tahmin etmiyoruz. Amerika ve Rusya kendi seyircilerine seslenecek hareketler içindedirler. Herhalde süper güçler olayın farkındadırlar. Denge politikaları gütmek zorunda olan Türkiye’nin, ziyaret için gelen Gürcistan Dışişleri Bakanı’na itidal, ateşkesi kabul ve pazarlıklar yoluyla sorunlarını çözmesinden başka tavsiyesi herhalde olmayacaktır. Türkiye, Gürcistan’a insancıl yardımlara devam edecektir. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov da hassas bir durumda olan Türkiye’yi sıkıştırmak ve 1945’lerde olduğu gibi Batı’nın kucağına atmak istemeyecektir. Rusya, Amerikan seçimlerinin sonlanmasına kadar bir oyalama siyaseti içinde olmayı yeğleyebilir.
Zaten, yeni başkan kim olursa olsun Amerika’nın daha dengeli bir siyaset izleyeceği söylenebilir. Aksi takdirde bir Asyalı diplomatın belirttiği gibi yedi yüz milyonluk Batılıya karşı dört milyarlık bir kitle gelişmelerden memnun değildir. Fazladan Batılı ülkelerin çoğu isteksiz olarak bu olayların içine çekilmektedirler. Fazladan Rusya gene isteksiz olan Şanghay örgütünün desteğini alarak büyük savaşlar öncesinde gelişen bloklaşmaları andıran girişimler içindedir.
Görünüm çıkarlar nedeniyle savaşılan I. Dünya savaşı öncesine benzemektedir. Dünya yeni bir sıcak savaşı artık kaldıramayacaktır. Devletler artık küreselleşme uğruna daha küçülemezler. Soğuk barış ise Batılı silah tekellerinin tercih ettiği barıştır. Soğuk barışta zavallı petrol üreticisi Arap ülkelerinin paraları bu sefer silah tekellerine gidecektir.
Son sözümüz; bize toprak bütünlüğümüz ve Irak’ta çözüm için söz veren müttefikimiz ABD’ye. Dostları ondan, kendi istek ve çıkarları için destek almak istediğinde bunu at pazarlığı olarak görmemek gerek; artık biz Türkler de ticarette nasıl kazık atılacağını öğrendik. Bizim de iyi yaşam hakkımız var.
hasankoni@superonline.com