DTP kararına Batasuna kılıfı

28 Aralık 2009 Pazartesi
DTP kararına Batasuna kılıfı

DTP kararına Batasuna kılıfı

Siyaset Bilimci, Terör ve Güvenlik Stratejileri Uzmanı Maya Arakon, DTP ve Batasuna arasında bir benzerlik olmadı¤ını, DTP’nin kapatılması kararında Batasuna’nın incelenmiş olmasının bir gerekçe niteliği taşıyamayacağını söylüyor.

Maya Arakon

Yard. Doç. Dr. Siyaset Bilimci, Terör ve Güvenlik Stratejileri Uzmanı Yeditepe Üniversitesi

emokratik Toplum Partisi’nin (DTP) Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılması kararı, hiç kuşkusuz belli bir kesim tarafından beklenen bir karardı. Siyasi açıdan kararın Türkiye için hiç de hayırlı olmayacağını düşünen kesim ise, hukuki olarak böyle bir kararın çıkacağından neredeyse emin dahi olsa, ümitlerini son dakikaya kadar kaybetmemişti.

Ancak mahkeme üyelerinin tamamının kapatma yönünde karar vermesi ve gerekçelendirme esnasında sık sık İspanya’daki Bask Ülkesinin bağımsızlığı için 1959’dan bu yana mücadele veren terör örgütü ETA’nın siyasi kanadı Batasuna’yı örnek göstermesi, DTP ile Batasuna arasında ciddi bir organik benzerlik olduğu fikrini akıllara düşürdü. Peki durum gerçekte nedir? DTP gerçekten Batasuna mıdır?

Bu soruya nesnel bir cevap verebilmek için öncelikle İspanya ve Türkiye’nin öznel siyasi ve hukuki durumlarını karşılaştırmak gereklidir. Aksi halde sadece DTP ile Batasuna arasında paralellik kurmak ve kapatma kararını bu gerekçeye dayandırmak, bir sayfalık yazıdan işimize gelen tek bir cümleyi çekip kendimizi haklı çıkarmaya benzeyecektir.

İç savaş yılları

İspanya iç savaşından sonra iktidara gelen General Franco rejimi tam anlamıyla bir diktatörlük rejimidir ve başta Bask ülkesinin kimlik farklılıkları olmak üzere İspanya topraklarında yaşayan halkların kültürlerini, dillerini ve kendi rejimine muhalif bütün sesleri susturmaya, hatta gerekirse yok etmeye yönelik bir sistemi uygulamaya koyar. Bask ülkesinin bağımsızlığı için mücadele veren ETA (Euskadi Ta Askatasuna - Bask Ülkesi ve Özgürlük) örgütü, 1959 yılında diktatör Franco’nun baskıcı uygulamalarına karşı Bask halkının kimliğini, dilini, kültürünü ve ezilen bütün değerlerini korumak amacıyla kurulur.

Demokrasiye ilk adım

1975’te General Franco’nun ölümüyle İspanya demokratik bir rejim yolunda ilk adımlarını atar ve 1978 yılında yapılan yeni anayasa ile İspanya topraklarındaki 17 bölgeye özerklik tanınır. Bask Ülkesi de bunlardan biridir.

İşte bu anayasa ve getirdiği demokratik ve özgürlükçü haklardan hiç bahsetmeden, DTP-Batasuna arasındaki benzerlikleri ele alırken, sadece terör konusundaki benzerliklerle DTP’yi ETA-Batasuna ilişkisi eksenine oturtmak, ya tam bir cehalet ya da kötü niyet ürünü olabilir.

Zira 1978 İspanya Anayasasının daha giriş kısmında “İspanya halkları, kültürleri, dilleri, gelenekleri ve kurumları koruma altına alınmıştır” cümlesi geçmektedir. Bunun dışında “Anayasa, milletlerin ve bölgelerin özerklik haklarını tanır ve garanti altına alır” (Md. 2), “Kastilyanca resmî dildir. İspanya’nın diğer dilleri de (her özerk bölgenin kendi dili) resmî olarak kabul edilecektir. Dil zenginliği İspanya’nın kültürel mirasıdır ve özel saygı ve korumaya tâbi olacaktır” (Md. 3, 1. ve 2. fıkralar) ve “Özerk bölgelerin kendi bayrağı olabilir. Bu bayrak İspanya bayrağı ile eşzamanlı olarak kullanılacaktır” (Md. 4, 2. fıkra) ifadeleri yer almaktadır.

Görüldüğü gibi İspanya Anayasası İspanya topraklarındaki halklara geniş demokratik haklar tanıdığı gibi, bölgelere özerklik vererek siyasi hakları ve kültürlerini kendi kimliklerine özgü bir şekilde uygulama imkânını da sağlamıştır.

Seçim barajı farkı

Bu noktada İspanya için sorun, ETA’nın hâlâ Bask Ülkesi’nin bağımsızlığı için verdiği mücadeleden vazgeçmeyip, şiddet ve terör eylemlerine devam ediyor olmasıdır.

Nitekim demokrasiye geçişten sonra Basklar dâhil, İspanya halklarının ETA terörünü kınayan ve ETA’ya her geçen gün daha da çok kan kaybettiren yaklaşımlarının arkasında, bunca demokratik hak ve özgürlük ve özerk yapıdan sonra, ETA’nın varlık sebeplerinin artık ortadan kalkmış olması yatmaktadır.

Bir başka deyişle, Franco’nun diktatörlüğü sona erdiğine ve artık Basklar kendi dillerini rahatça konuşabildiklerine, özerk siyasi yapılarına kavuştuklarına ve de demokratik bütün kimlik haklarını sonuna dek kullanabildiklerine göre, ETA’nın eylemlerine devam etmesi için bir sebep kalmamıştır.

Baskların büyük kısmı İspanya sınırları içinde bu şekilde yaşamaktan hoşnuttur ve bağımsızlık için bir sebep görmemektedirler. Bütün bunlara ilaveten İspanya’da seçim barajı yüzde 3’tür ve milliyetçi Bask partilerinin İspanya meclisinde de vekilleri bulunmaktadır. Onyedi özerk bölgeden bir diğeri olan Katalonya bölgesinin “İspanya içinde ayrı bir millet olduğu” ise 2006 yılında İspanya devleti tarafından tanınmıştır.

‘Kürdistan’ demenin bedeli

Peki bizim Kürt vatandaşlarımız için durum aynı mıdır? İspanyollar Baskların yaşadığı bölgeye rahatlıkla “Bask Ülkesi” diyebiliyorken, biz Kürt vatandaşlarımızın yaşadığı bölgeye “Kürdistan” diyebiliyor muyuz? Özerklikleri var mı? Ya dilleri, Türkçenin yanı sıra “resmî dil” olarak kabul ediliyor mu?

Gelelim Batasuna-ETA arasındaki ilişkiye. Batasuna (Baskça “Birlik” anlamında), kendisinden önce kapatılan Herri Batasuna’nın yerine kurulmuş bir ulusalcı Bask partisidir. 2003 yılında, “ETA’nın eylemlerini kınamadığı ve örgütle işbirliği yaptığı” gerekçesiyle kapatılmıştır. Avrupa Birliği tarafından da “ETA’nın bir bileşeni” olarak kabul edildiği için “terörist kişi ve örgütler listesi”ne dâhil edilmiştir.

Gerçekten de Batasuna her zaman ETA ile aralarındaki organik bağı kabul etmiş ve ETA’ya silah temin ettiği gerekçesiyle vakti zamanında aleyhine açılan davayı da kaybetmiştir. Batasuna’nın alenen ETA propagandası yaptığı da kayıtlar arasındadır.

Ancak bu duruma rağmen İspanyol Hükümeti zaman zaman gizli, zaman zaman da açık görüşmelerde ETA’yı muhatap almış, şu an iktidardaki Zapatero hükümeti 2004 yılında başa geldiğinde, şiddeti sona erdirmek amacıyla ETA ile diyalog masasına oturmayı kabul etmiştir.

Şimdi gelelim DTP’ye. Başından beri PKK ile organik bağı olduğunu reddeden, davanın açıldığı 2007’den bu yana PKK’nın eylemlerini açıkça kınayan, nitekim Anayasa Mahkemesi tarafından da incelenen delillerde terör örgütüyle doğrudan bir bağı bulunamayan ancak “örgütün eylemlerini kınamadıkları” gerekçesiyle cezalandırılan DTP, bütün saydıklarımdan sonra, Batasuna ile “benzer” görülebilir mi?

Evet, DTP ile PKK’nın tabanı aynı kitle üzerinden yükselmektedir ve bunda şaşılacak bir şey yoktur. Neden? Çünkü bir kez daha İspanya’daki durumdan farklı olarak, DTP Kürtleri temsil eden tek siyasi partidir ve etnik kimlik üzerine bir söylem kurgulamıştır. Dolayısıyla etnik Kürt kimliğinin taşıyıcısı konumundaki tek partidir.

Bask Ülkesinde ise Batasuna dışında başka “kimlik” partileri ya da Bask ulusalcı partileri mevcuttur (Bask Milliyetçi Partisi-PNV veya Bask Dayanışması-EA gibi) ve Batasuna’nın kapatılması belki de bu yüzden Bask halkı için çok büyük bir sorun teşkil etmemiştir. Ancak Kürt seçmenin meşru sistem içindeki tek siyasi temsil merkezi ve Kürt sorununun çözümünde devletin/hükümetin tek “resmi” muhatabı konumundaki DTP’nin kapatılması, ülkenin doğusunun sesini kısmaktan, iki milyon Kürt seçmeni yok saymaktan başka bir şey değildir.

Kifayetsiz demokrasi

Türkiye’de yürürlükte olan 12 Eylül’ün yasakçı ve antidemokratik Anayasa’sı birçok hakla birlikte Kürtlerin varlık haklarına da kısıtlama getirmektedir. Dolayısıyla “Demokratik açılım” konusunda ciddi niyetlere sahip bir iktidarın yapması gereken öncelikle bu mevcut Anayasa’yı demokratik bir hale getirmekle işe başlamak olmalıdır.

DTP’nin kapatılması, İstanbul Dolapdere ya da Muş olaylarında görüldüğü gibi şiddet ve terörün kırsal bölgelerden Batı’ya ve kentlere sıçraması riskini de beraberinde getirmiştir. Oysa hiçbir demokraside siyasi partiler kapatılarak bir yere varılamayacağını tarih bize birçok kez göstermiştir ve bunu da en iyi AKP’nin bilmesi gerekir. Ayrıca kapatma kararına yasal temel oluşturduğu iddia edilen Venedik Kriterleri de açık şekilde parti kapatmanın, ancak söz konusu parti her şekliyle şiddeti övüyorsa kabul edilebilecek istisnai bir durum olduğunu ve bir siyasi partinin sadece mevcut düzeni eleştirdi diye yasaklanamayacağını ifade etmektedir. Bu şartlar altında yukarıda saydığım sebepler ve açıklamalar ışığında DTP’nin bu kapsama girdiğini ileri sürmek olası değildir.

Niyet belli kılıf hazır

Ayrıca DTP’nin kapatılmasının PKK’nın elini güçlendireceğini ve barış ve demokrasiye inanmış Kürt halkının umutlarının kırılarak, çareyi yeniden PKK saflarında aramalarına sebep olabileceğini söylemek de çok yanlış olmaz. Reşadiye saldırısının PKK tarafından üzerinden üç gün geçtikten sonra üstlenilmesi, Anayasa Mahkemesi’nin kararı üzerinde psikolojik baskı yapma amaçlıdır ve görüldüğü üzere başarıya da ulaşmıştır. DTP’nin kapatılması ve önde gelen siyasilerinin yasaklanması, temsil hakları ellerinden alınan demokrasi yanlısı Kürtlere büyük bir darbedir.

Kürt sorununun çözümünde gerçekten başarıya ulaşmak isteniyorsa, sorunu böyle geçici ve yapay ama aynı zamanda son derece antidemokratik yollarla ertelemek yerine kökünden çözme yoluna gidilmeli ve en azından İspanya Anayasası’ndaki gibi değişimler yapılarak, demokratik haklar bütün ülke genelinde uygulanmalıdır.

Unutulmamalıdır ki Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yollarla çözümü, PKK’nın da varlık sebebini ortadan kaldıracak ve yaklaşık otuz senedir sürmekte olan bu kanlı savaşın da bitmesini sağlayacaktır.

Yukarıda bahsettiğim bütün faktörler ışığında şunu söylemek mümkündür: Bask ve Kürt halklarının Anayasal statüleri, siyasi yapıları, demokratik hak ve özgürlükleri aynı noktaya geldiğinde oturup Batasuna ile DTP arasında benzerlik kurmaya da hakkımız olacaktır. O zamana kadar ise yapılan her türlü benzetme ve kurulan her türlü paralellik, DTP’yi kapatma niyetine uygun bir kılıf aramanın ötesine geçemez.

marakon@yeditepe.edu.tr

 

 

Facebook Twitter



Tarih:28 Aralık 2009 Pazartesi

İlgili Yazılar

İŞLEMLER

Arkadaşına Gönder

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Gönderilecek Eposta
  • Yorumunuz

Gönder

YAZARLAR

SICAK HABER