Dolly’den Oyalı’ya Oyalı’dan insana mı?

10 Aralık 2007 Pazartesi
Dolly’den Oyalı’ya Oyalı’dan insana mı?
Genetikte ‘ilim’den ‘teknik’e adım atıldığı anda insan ‘ahlák’ın denetimindedir. İnsanlık onuru ve etik; kanser gibi hastalıklara karşı hazır organ deposu olarak, insandan kopyalanmış yaratıklar üretilmesine de, köle sınıfının yerine konmak üzere, hayvandan sayılan ‘işçi yaratıklar’ üretilmesine de cevaz vermez. Zira kopya insanlar toplumda ‘kara koyun’ muamelesi görecek, durum vahimleşecektir.

HÜSEYİN HATEMİ*



BİLİM adamlarının Oyalı ve Zarife adında birer ‘kopyalanmış kuzucuk’ oluşturmaları; bir bilimsel zafer midir? Değildir. Çünkü biliyoruz ki bir on yıl kadar önce bunu Batı’da gerçekleştirdiler. Diyelim ki ilk kez böyle bir sonuç alınmış olsun: Bu durumda, bu olayın -sırf teknoloji açısından bakılınca- bir ilerleme, bir zafer olduğunu söyleyebilirdik. Fakat ‘etik’ açısından, insan her istediğini gerçekleştirmeye izinli midir? Kur’an-ı Kerim, soru şeklinde ifade ederek, bu sorunun menfi cevabını veriyor: (İnsana ahlákî sorumluluk verilmiş, etik kuralları gönderilmişbir tir.) Yoksa insan, dilediğini yapmada özgür müdür? Sorumsuz mudur? (Necm Suresi, 53/24). Kur’an’da Nazarî Ahlák Bilgisi’nin (Etik) karşılığı ‘hüdá’ (hidayet bilgisi)dir.

İlim, teknik ve ahlak

Allah; ‘Ahsen-ul Hálikıyn’dir. Hesaba gelmez sayıda nice Oyalı, nice Zarife, nice Dolly’yi kendi koyduğu fıtrat kanunlarıyla yaratmaktadır. Bu kanunlar dışına çıkarak ‘fıtratı bozma’, sorumluluk doğurur. Kur’an’da Nisa Suresi’nin 119. áyetinde, hayvanların ve insanların genleriyle oynamak, fıtratı değiştirmeye kalkışmak yasaklanmıştır. (Nisa, 4/119). Bu áyeti; Bakara Suresi’nin 205. áyeti ve Nûr Sûresi’nin 30. áyeti ile birlikte okuyup yorumlamak gerekir. Rûm Suresi’nin 41. áyeti de, Hilkat ve Fıtrat kanunlarına uymayan, bunları bozmaya kalkışan insan davranışları yüzünden nasıl feláketler, çevre kirlenmesi sonuçları doğabileceğini belirtir:

Karada ve denizde, insanlığın eylemlerinin karşılığı olarak fesád (bozulma) belirdi. (30/41).

Genetik (bilimi) alanında gözlem ve keşiflere -canlıyı deney aracı yapmamak şartıyla- izin vardır. Allah’ın yaratış kanunlarının incelenmesi yasaklanmış değildir. Ne var ki ilim alanından teknik alanına adım atıldığı anda, insan; ‘ahlák’ın denetimi altındadır. Sırf tedavi amacıyla ve insanın kalıtım zincirinde, hilkat ve fıtratı bozma eylemlerinin birikimiyle sonradan devreye giren bozulma etkenlerini devreden çıkarmak için kullanılan teknolojiye yine izin verilir. Ne var ki, kopyalamaya -hayvanlar için de olsa- kanaatimce ‘ahlák vizesi’ alınamaz. Hele insanlar söz konusu olunca, klonlamanın yaygınlaşmasının doğuracağı korkunç kargaşa düşünülürse, asla caiz olmamalıdır. Dolly kopyalandığında, bizde derhal kamuoyu önüne çıkan ‘uzmanlarımız’, etik sorunu hiç düşünmeksizin, alışılmış yüzeysellikleriyle, üç muazzam delili ileri sürerek insanlar için de kopyalamanın caiz ve yararlı olduğunu savundular: 1) Teknolojiye karşı çıkmak, matbaaya karşı çıkmak gibidir, gericiliktir. 2) Kopyalama yararlıdır, iki Atatürkümüz olursa fena mı olur? 3) Kopyalama dillerin ölmesini de önler. Bu muazzam delillerden birincisini ileri süren bir hukuk profesörü, diğer ikisini ileri sürenler tıp profesörleri idiler. İlki basmakalıp bir zevzeklik iken, diğer ikisi tam bir fecaat idi: Sanki ‘kopya’, ‘aslının aynı’ olacakmış, veya dil öğrenilmeyip doğuşdan gelirmiş gibi. Bizde bu konulara ciddi bir önem verilmeyip ‘yönetmelik’lere bırakılırken, meselá 21 Eylül 1997’de değiştirilmiş 1993 tarihli Alman Genteknik Kanunu’nun 2/f.2’de, ‘Bu kanun; gentekniği ile değiştirilmiş organizmaların insanda uygulanmasında geçerli değildir’ denir. 1 Eylül 1991’de yürürlüğe giren Embriyo Koruma Kanunu da insan kopyalamasını yasaklanmıştır. Avrupa Konseyi’nin de bu konuda yasaklayıcı bir ek protokolü vardır (2001).

Beyaz efendiler yaşasın

İnsanlık onuru ve etik; kanser gibi hastalıklara karşı hazır organ deposu olarak, o insandan kopyalanmış yaratıklar üretilmesine asla cevaz veremez. İnsanlık onuru ve etik; kopyalama yoluyla, köle sınıfının yerine konmak üzere, sosyal hakları olmayan, hayvandan sayılan ‘işçi yaratıklar’ üretilmesine de asla cevaz vermez. İnsanlık onuru ve etik; ‘beyaz efendiler’in nüfusunun azalması tehlikesinin kopyalama yoluyla bertaraf edilip, ‘aşağı ırklar’ın da tasfiye edilmesine asla cevaz vermez.

Alman Piskoposlar Konferansı; insan kopyalamasının caiz olmadığını belirtmiştir. Bizde bu gibi konularda ilahiyatçıların görüşünün alınması, láiklik ilkesine aykırı sayılır. Sorulsa da maalesef ‘Dine aykırı olmaması şartıyla caizdir’ kabilinden bir cevap alınması muhtemeldir. Özetle söylemek gerekirse ‘insan kopyalaması’ asla akla gelmemeli, savunulmamalı. Hukuken, pratik sonuçları bakımından da konuya bakılırsa, kopyalanmış bir insanın hısımlık açısından konumunu tesbit etmek, miras, evlenme yasağı gibi sorunlarda hüküm vermek de mümkün olmayacaktır. ‘Kopyalanmış insan’ın, ‘aslı’ ile ilişkisi de sorun çıkaracaktır. Aslında, kopyalanmış bir insan, ‘ikinci sınıf’ bir insan bile değil, bir ‘hilkat garîbesi’ bile değil ‘hilkat kanunlarını ihlál garîbesi’, bir ‘Frankenştayn’ olarak görülecek, kendisiyle bir sevgi, evlenme ilişkisi kurma yönünden, çoğunluk için ‘itici’ gelecektir. Toplum içinde bir ‘kara koyun’ muamelesi görecektir. Esasen daha çok ‘organ deposu’ veya ‘kafes insanı’ olarak dünyaya getirildiği için, kopyalamanın doğuracağı toplumsal sorunlar çok vahim boyutlara varacaktır.

Hilkat kanunlarını ihlal

Geçen yüzyılın 60’lı yıllarında Türkiye’den ‘işçi’ çağıran bir ‘işveren’in ‘konuk işçi’ ‘yerleşik işçi’ haline gelince ‘biz işçi istemiştik, gelenler insan olarak geldiler’ dediği rivayet edilir. ‘İkinci Atatürk istemez misiniz?’ zevzekliğiyle düşüncesizce, klonlama (kopyalama)yı hararetle savunanlar, ‘beşer suretinde organ deposu veya işçi-yaratık istemiştik, insan olarak veya büsbütün sorun çıkararak geldiler’ nedametiyle uyanacaklardır. Nisa Suresi’nin 119. áyeti háşá boş láf değildir ve teknolojinin karşısına etik sınırı çıkarılamayacağı iddiası, İblis aldatmasından ibarettir. Hayvanlar ve bitkilerde de bu kabil işlemler durdurulmalıdır. Hilkat ve Fıtrata bu şekilde müdahale ederek hayırlı sonuç alınmasına imkán yoktur. Dolly deneyi hayal kırıklığıyla sonuçlanmıştır. Zarife ve Oyalı deneyi de gereksizdir.

Yapacağımız şey, kuzu kopyalamak değil, gerçek ana-baba kuzularını, insan olsun, hayvan olsun, sevmek ve değerlerini bilmektir. Kuzu kesmenin caiz olmadığını tebliğ etmek, hayvanlara eza etmemek, üreme ve üretme yeteneğinden kesilinceye kadar onlara hayat hakkı tanımak ‘emekliye ayırırken’ de uyuşturarak ve asla acı çektirmeyerek hayatdan emekliye ayırmaktır. Sonuç: Fıtrat ve hilkat kanunların koca bebeklerin oyun alanlarına girmemelidir.
Facebook Twitter



Tarih:10 Aralık 2007 Pazartesi

İlgili Yazılar

İŞLEMLER

Arkadaşına Gönder

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Gönderilecek Eposta
  • Yorumunuz

Gönder

YAZARLAR

SICAK HABER