Demokratik temizlik harekatı

8 Mart 2010 Pazartesi
Demokratik temizlik harekatı

Demokratik temizlik harekatı

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük demokrasi dalgası altındadır ve bunun doğurduğu çalkantı sistemi temizlemektedir. Bunu bir tehlike değil, bir normalleşme ve gelişme olarak görmek gerekir.

Yalçın Akdoğan

Doç. Dr. Siyaset Bilimci

Ergenekon davasıyla başlayan ve tansiyonu yükselten süreç, birçok planın gündeme gelmesiyle çok boyutlu bir hal alarak devam ediyor. Balyoz planının harareti yükseltmesi ve özellikle Erzincan hadisesine HSYK’nın müdahale etmesi, tartışmaları iyice kızıştırdı. Bu sürece karşı olanların sesi eskisine göre daha cılız çıkıyor, ancak yaşananları bir kaos, felaket ve kriz olarak takdim etmeye de devam ediyorlar. Felaket tellallığı yapanlar, siyasi atmosferi karartarak hükümeti etkisizleştirmeye, dış dünyaya kaotik bir Türkiye görüntüsü vererek “sürece müdahale edin” çağrısı yapmaya çalışıyorlar.

Türkiye’nin bir çalkantı yaşadığı, kalıpların kırıldığı, bir kısım anlayış ve alışkanlıkların sarsıntı yaşadığı doğrudur. Bunların tümü, demokrasi dalgasının neticesidir. Eğer bir ülkede demokrasi ve hukuk alanında köklü değişiklikler oluyor, vesayetçi anlayış kırılıyor, statükocu yaklaşımlar ve antidemokratik alışkanlıklar sarsıntı geçiriyorsa, bunu negatif bir çalkantı, bir kaos, bir felaket olarak görmemek gerekir. Temiz toplum, temiz yönetim, temiz siyaset ancak böyle gerçekleşir. Şeffaflaşma, hukukileşme, kayıt dışılıktan kurtulma, keyfilikten arınma ancak böyle hayata geçer. Meşru ve demokratik bir yönetimi devirmeye yönelik girişimlerde bulunduğu iddiasıyla bazı asker ve sivil kişilerin hukuk karşısında hesap vermesi, yargılanması gerilim sebebi olacak bir durum, rahatsızlık uyandıracak bir problem değildir. Bunlara teşebbüs edilmesi, böyle bir cüretin gösterilmesi ciddi bir problemdir, gerilim ve kriz üretmeye çalışmaktır. Bir yargılama sürecini felaket olarak görmek, demokratik kurumlara karşı illegal girişimlerin hukukun konusu yapılmasını tehlikeli olarak adlandırmak büyük bir çelişkidir.

Tarihi bir dönemeç

Evet, Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en büyük demokrasi dalgası altındadır ve bunun doğurduğu çalkantı sistemi temizlemektedir. Bunu bir tehlike değil, bir normalleşme ve gelişme olarak görmek gerekir. Bugüne kadar milli iradenin tezahürü olan siyasi iktidarlar hep antidemokratik dalgalarla silip süpürülmüş, milletin tercihleri, hakkı ve hukuku bu karşı dalgalarla tasfiye edilmiştir.

Askeri müdahaleler, Menderes ve Özal dönemlerinin demokratik dalgalarını ters yüz eden karşı dalgalar oluşturmuştur. En büyük kaos, en büyük felaket, en büyük kriz bu dönemlerde ortaya çıkmıştır.

Türkiye’nin milli menfaatlerini kaybettiği, ekonominin iflas ettiği, geri kalmış üçüncü dünya ülkesi görüntüsünün verildiği, her türlü farklılığın bastırıldığı, hak ve özgürlüklerin örselendiği dönemler darbe dönemleridir.

Hukukun işlemesi, kurum ve kuralların çalışması, yanlışların ortaya dökülmesi, kanunsuzluklardan hesap sorulması, niçin bir tehlike olsun, bu mücadele niçin bir gerilim olarak takdim edilsin?

Bu süreç, demokrasi tarihimiz açısından milat olarak nitelendirilmeyi hak etmektedir.

Bugünlerde kimlerin nasıl bir tepki verdiği, nasıl bir duruş sergilediği, nerede durduğu ileride ibretle yad edilecektir.

İdare-i maslahatçı tutum

Bu sürecin en önemli aktörü kuşkusuz SİYASİ İKTİDAR’dır. AK Parti hükümeti ve Başbakan Erdoğan’ın liderliği ciddi bir kararlılık ve büyük bir cesaret ortaya koymuştur.   İktidarın çetelere, mafyaya, karanlık yapılanmalara karşı sergilediği mücadeleci tavır, bu sürecin önünü açmıştır.

Hükümet, görmezden gelen, örtmeye çalışan, idare-i maslahatla durumu geçiştiren, eğilen, bükülen bir yaklaşım sergilememiştir. Ne bildirilere karşı sessiz kalmış, ne hukuksuz yapılanmalara göz yummuş, ne de operasyonların önünü kesmiştir. Bu sürecin hukuk üzerinden yapıldığı doğrudur.

Ancak her türlü yasa dışılığın deşifre olması, öncelikle bir asayiş ve güvenlik meselesi olarak hükümetin yetki alanındadır. Hükümet, kendi yetki alanında sergilemesi gereken tavrı sergilemiş, yapması gerekenleri yapmıştır.

Süreçte önemli bir aktör POLİS’tir. Emniyet güçlerinin çetelerle amansız bir mücadele yürütmesi, çok başarılı operasyonlara imza atması mutlaka kayda geçmesi gereken önemli bir durumdur. Polisi yıpratmaya, istifham uyandırmaya yönelik suçlamalar ve ithamlar ortada duran başarıyı gözden düşüremez.

Nitekim tutuklanmalara sebep olan somut bilgi, bulgu ve deliller bu ithamların boş olduğunu göstermektedir.

Asker sağduyulu

Sürecin en can alıcı aktörü, YARGI’dır. HSYK’nın tartışmalı kararında da görüldüğü gibi, bazı yargı mensuplarının bu sürece yönelik olumsuz kanaatleri olsa dahi, süreç yargı mensuplarının cesur ve kararlı işlemleriyle bu noktaya ulaşmıştır. Bazı yargı mensupları, sürecin yargıya sıçramasını bir sorun olarak algılayabilir, bu alanda bir temizlik olmasına pek istekli olmayabilir, ancak süreci bugüne getiren yine yargı mensuplarının görevlerini hakkıyla yerine getirmesidir.

Süreçte en kritik durumda olan ASKER’dir. İddiaların önemli bir kısmının askere yönelik olması, gözaltına alınan kişiler arasında emekli veya muvazzaf askerler bulunması doğal olarak dikkatleri TSK’nın üzerine çekmektedir.

Muhalefetin “askeri yıpratmayın” şeklindeki ifadelerinin, sürecin sağlıklı şekilde işlemesine ve adaletin tecelli etmesine yönelik bir çağrı olmadığı görülmüştür.

Genelkurmay Başkanı’nın görevden alınması gerektiği gibi yorumlar yine muhalefetten gelmiştir. Buna karşı hükümetin TSK’nın saygınlığını ve hukukunu korumak için daha duyarlı hareket ettiği görülmüştür. Başbuğ ve Erdoğan arasındaki ilişki ve diyalog süreci rahatlatacak mahiyette olmuştur.

Genelkurmay, devam eden soruşturma ve yargılamada görüş belirtme, taraf olma, süreci engelleme yönünde bir tutum takınmamıştır. TSK’nın itibar ve saygınlığının korunmasına yönelik çağrılar ve hassasiyet mesajları verilmiştir, ancak yargılamayı reddeden ve yok sayan bir tavır sergilenmemiştir.

Felaket tellallığı

Başbuğ’un sağduyulu tavırları kayda geçilmesi gereken çok önemli bir noktadır. Süreç içinde bir kısım beyanlar, topyekun kurumsal bir savunmaya geçildiği yönünde eleştirilere konu olmuştur. Ancak fiili durum, ayak direyen, engel olan bir tutumu yansıtmamıştır.

MEDYA’nın da süreç boyunca tutumu değişken bir görünüm arzetmiştir. Medyanın önemli bir kısmı sürecin önemini vurgularken, bir kısmı nötr kalmış, bir kısmı ise süreci AK Parti’yle ilişkilendirerek muhalefetin felaket tellallığına ortak olmuştur. Ancak son dönemde görülen manzara, Ergenekon’un avukatlığına soyunan medya mensuplarının destekleyici yorumlardan çekinmeye, işin vahametini anlayarak sessiz kalmaya başladıkları şeklindedir.

Demokratik dalganın sebep olduğu küçük kriz ve gerilimler, demokrasiye müdahale edilen olayların sebep olduğu krizlerden mahiyet olarak farklıdır. Demokrasiyi zedeleyen, hukuku yıpratan müdahalelerin doğurduğu krizler sistemi felç etmekte, sistemin laçkalaşmasına sebep olmaktadır. Bugün yaşananlar ise sistemin daha sağlıklı çalışmasına ve oturmasına dönük bir etki yapmaktadır. Bugüne kadar siyaseti etkisizleştirmek, vesayeti ve statükoyu güçlendirmek için kriz çıkarma bilinçli bir yöntem olarak kullanılmıştır. Bugün krizmiş gibi gösterilen durum, demokrasiyi ve siyaseti güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Birincisinde Türkiye, içine kapanmış, kendine özgü, ikinci sınıf bir yapıya mahkum edilmiştir. İkincisinde ise Türkiye çağdaş dünyaya yönelmekte, çağdaş standartları oturtmaya çalışmaktadır. Bugüne kadar yaşanan suni krizlerin ve gerilimlerin baş sebebi siyasal sistemin sağlıklı şekilde işleyememesi, bazı kurumların siyasal taraf haline gelerek kutuplaşma üretmesiydi.

Kayıt dışı yönetim

Kayıt dışı yönetim anlayışı, illegal yapılanmaları ve hukuka uygun olmayan eylemleri ortaya çıkarmış, keyfilik ve kural tanımazlık, vesayetçi bir anlayışın gölgesinde gelişerek demokrasiyi ve hukuku aşındırmıştır. AK Parti’nin, vesayetçi anlayışları ayakta tutan çeteleşmelere karşı başlattığı mücadele, Türk demokrasi tarihinin olumlu yönde kırılma noktası olmuştur.

AK Parti’nin devletin hassasiyetleri ile milletin beklentileri arasındaki kırılgan çizgiyi çok iyi koruduğu söylenebilir. AK Parti çatışmacı bir politika izlememiştir, ancak hakkı ve hukuku gözeten, demokrasiyi geliştirmeye çalışan bir mücadele ortaya koymuştur. AK Parti uzlaşmayı ve uyumu ön plana çıkarmıştır, ancak statükoya teslim olan, iradesini ipotek altına aldıran bir teslimiyetçilik içinde olmamıştır. AK Parti’nin yıpranan siyasal merkezi yeniden canlandırmaya çalışmasıyla, tıkanan merkezi yenilikçi bir anlayışla yeniden inşa etmesi arasında bir farklılık bulunmaktadır.

Uyum boyun eğmek değil

Uyumdan anlaşılan, değişmesi gereken otoriter bir siyasal tasavvurun ve revize edilmesi gereken idari sistemin devamını sağlamaya çalışmak ise elbette bu çıkmaz yoldur. Ama yapılmaya çalışılan, özgürlükçü bir anlayışın çatışma yerine uzlaşma temelinde gerçekleştirilmeye çalışılmasıysa o zaman bir mesafe kat edilebilir. Uzlaşmanın mahiyeti, aktörleri ve hedefi büyük önem taşımaktadır.

AK Parti, sisteme yönelik yıkıcı, zarar verici olumsuz bir tavrın, çatışmacı bir tutumun içinde olmamıştır, ancak sistemi demokratikleştirmek için kararlı bir mücadele sergilemiştir.

Bugün sistemin işlemesi, sürecin akamete uğramadan devam etmesi demokrasi ve hukuka zarar veren değil, güç veren bir mahiyet taşımaktadır. Demokratikleşmenin doğurduğu kimi rahatsızlıklar ve küçük gerilimler, demokrasiyi zaafa uğratan krizlerle karıştırılmamalıdır.

yalcinakdogan@mynet.com

 

Facebook Twitter



Tarih:8 Mart 2010 Pazartesi

İlgili Yazılar

İŞLEMLER

Arkadaşına Gönder

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Gönderilecek Eposta
  • Yorumunuz

Gönder

YAZARLAR

SICAK HABER