




Türkiye’de siyasal kararların sivil alandan devşirilmesini yadsıyan vesayetçi zihinler taraflaşmayı fena buluyor. Onlara göre devlet işleri böyle ayağa düşürülmemeli, halk bu işlere karıştırılmamalı.
DOÇ. DR. İSHAK TORUN
Çankırı Karatekin Ünv. Öğretim Üyesi
12 Eylül’de yapılacak referandum etrafında ortaya çıkan taraflaşma esasen Kürt açılımıyla ilgili. Bir yanda karar alma süreçlerine katılmaya hevesli çağcıl demokrasi yanlıları, bir yanda etnikçi ve ulusçu korku duvarlarının kaldırılmasına karşı çıkan vesayetçiler, diğer yanda ise benim olmayan rejimin vesayet yada demokrasi olması fark etmez diyen Kürtçüler. Halkı masa başında kurguladıkları yapay ulus kimlik kalıbında eritilecek malzeme olarak gören jakoben ulusalcılar, CHP öncülüğünde, anayasa değişikliğine ‘hayır’ diyerek bize sürpriz yapmadı. AK Parti’nin ‘evet’ demesi de sürpriz değil; çünkü demokrasinin gelişmesi rakip ulusalcılara karşı her halükarda AK Parti’ye mevzi kazandırıyor. MHP ve BDP’nin tutumları ise psiko-patolojik. MHP, sosyolojik ve ideolojik olarak yapay üst kimlik kalıbı olan ‘resmi Türklüğe’ alternatif olarak savunduğu ‘fiili Türklüğü’, zamanla alt kimlik milliyetçiliğine dönüştürdü. Bunda, AK Parti’nin merkeze yerleşerek MHP nin önünü kesmesiyle, Büyük Birlik hareketinin partiden ayrılarak ‘ülkü’ içindeki “İslami” yönün çökmesi etkili oldu. Fiili durum MHP’yi giderek muhafazakar çevreden uzaklaştırıp laisist merkeze, ulusalcılığa yaklaştırıyor. PKK hassasiyeti ise bu süreci hızlandıran katalizör. Gelişen bu süreç, partinin liberal demokrat yüzü Vedat Bilgin’in danışmanlıktan azil örneği gibi, MHP’yi iyice kavruklaştıracağa benziyor. Neticede MHP, mağduru olduğu anayasanın değişmesine hayır diyen bir parti konumunda. BDP’nin tutumu ise eski Türk trajik ve komik.
BDP kimlik krizinde
Sözcülüğünü BDP’nin yaptığı Kürtçülük, Kürt açılımıyla kimlik krizine yakalandı. Açılım, Kürtçülerin oynaya geldikleri ofansif oyun planını alt üst etti. İtilmişlik-kakılmışlık bahanesiyle hakem aldatmaya yönelik triplerin de önünü kesti. Arkasından gelen referandum ise eşitlik, özgürlük, kültürel haklar, ana dil gibi taktikler üzerine geliştirdiği gol kurgularını sona erdirdi. BDP, gol yediğini kabul edip kendini özeleştiriye tabi tutmak yerine referandumu boykot edeceğini deklere ederek mızıkçılık yapıyor. Geldikleri nokta ise, “küçük olsun bizim olsun” sığlığında.
Sorun şu ki ulusçuluk gittikçe önemini kaybediyor. Ulusçuluğun aldığı yara iki hasım kardeşi, CHP ile MHP’yi, bir araya getirdi. Bu kardeşler, yine kendileri gibi milliyetçi olan BDP’yi, ortak düşman liberal demokrasiye karşı, aileye dahil edeceklerdir. İşte referandum, bütün bu süreçleri hızlandıran bir katalizör. Başını AK Parti’nin çektiği evetçi taraf, anayasa değişikliğiyle vesayet rejiminin gideceğini, yerine demokrasinin geleceğini vaat ediyor. Hayırcı taraf, bu değişikliğin aslında AK Parti’nin kendi vesayet rejimini kurmaya hizmet ettiğini iddia ediyor. Kürtçüler ise seçim barajının düşürülmesi gibi maddelerin pakette yer almadığı gerekçesiyle değişikliği boykot ediyor. Bütün bu argümanlar, yalın kulağın duyduğu yorumsuz açıklamalardan ibaret. Oysa bilgi, gerçekliğin görünen kısmına bakarak çizilen bir resim değil, aksine gerçekliğe ilişkin insanın kurguladığı soyutlamalardır.
‘Halk devlet işinden ne anlar’ mantığı
Politik söylemler, kaçınılmaz olarak en sathi açıklamalar üzerinden geliştirilir. Serbest kamusal alanda müzakereye sokulan hakikat değil, tarafların çıkarlarıdır. Çıkarların her daim maddi olması gerekmez; Max Weber’in belirlemesiyle manevi olanlar da çıkar kapsamı içinde yer alır. “Sivil alan”da sohbet-polemik konusu yapılan çıkarlar “siyasal alan”a taşınınca doğal olarak taraflaşmaya ve dolayısıyla siyasallaşmaya neden olur. Siyasallaşma ile taraflaşmanın yadsınacağı alan vicdan ve özel hayattır. Türkiye’de siyasal kararların sivil alandan devşirilmesini yadsıyan vesayetçi zihinler taraflaşmayı fena buluyor. Onlara göre devlet işleri böyle ayağa düşürülmemeli, halk bu işlere karıştırılmamalı. Aslında onlar, tam bu nedenden dolayı neyin oylandığından daha çok, referandumun kendisine karşılar. Çünkü referandum, siyasi kararların vasiye, vekile ve tavassuta gerek kalmaksızın bizzat halk tarafından alınması anlamına geliyor. Demokratik ülkelerde politikalar, sivil alandan yükselir, yükselmesi gerekir. Halkın belli düşünce ve çıkarlar etrafında taraf olmalarını yadsımak ve vehimden yola çıkarak niyet okuyuculuğu yapmak demokrasinin bizzat kendisine düşmanlıktır. Referandum, sonucu ne olursa olsun, her halükarda demokrasiye takiye yapanları üzecektir. Referandumun yol açtığı kutuplaşma, vesayet duvarlarının gümbür gümbür çatlatmaktadır. Bu doğrultuda çıkan her tartışma ve kamplaşma vesayet rejiminin sanal korku duvarlarını sarsması anlamında hayırlıdır.
ishaktorun@hotmail.com
Pozitivizme imanın esasları
İki milliyetçilik iki mitoloji Şamanizm ve Zerd...
Devlet ve piyasa arasındaki sırat köprüsü
Kürt sorunu en çok Müslümanların derdi oldu
BDP neden önemlidir?
Taşı gediğine koymanın zamanı
PKK’nın yeni anayasa korkusu
Afrika’daki merhamet ve vicdan kıtlığı
Terörle mücadelede yeni konsept
Gerçek Türkiye hangisi?
Apolitik ricat
‘Terörle mücadele’ başka ‘teröristle mücadele’ ...
İnsan cennetten nasıl düşer?
Hollanda’da kurban ibadeti artık yasak
Türkiye’de Ermenistanlı bir yabancı olmak