Cumhuriyet’in numarası, Kemalizm’in ölüm tarihi

10 Aralık 2007 Pazartesi
Cumhuriyet’in numarası, Kemalizm’in ölüm tarihi
Kemalizm yaşıyor mu? Laiklik elden mi gidiyor? Cumhuriyetçilik ilkesinden vazgeçilebilir mi? Cumhuriyeti numaralamak gerekli midir? Gerekliyse muhtemel yeni anayasamızla kaçıncı cumhuriyete erişmiş olacağız?

YAĞMUR ATSIZ*



TÜRKİYE’DE hangi haltı yerseniz yiyin, ‘Atatürk’ adını sû-i istîmál ederek, o kelimenin ardına sığınarak paçayı kurtarmanız imkán dáhilindedir.

Hazırlanan yeni anayasa bağlamında, henüz ortada fol yok yumurta yokken başlatılan feryád ü figanı işte bu bağlamda ele almak yerinde olur.

Kepazelik kısa zamanda o kerteye vardı ki tam 25 yıldır, anamızdan emdiğimizi burnumuzdan getiren o mahut ‘82 Anayasası’ handiyse bulunmaz Hint kumaşı háline geldi. ‘Kemalistler’, onların can düşmanı ‘Atatürkçüler’, beraberce diş biledikleri ‘Gazîseverler’ ve hepsinden nefret eden ‘Mustafa-Kemálîler’le bunların adı geçince tiksintiden kusan ‘Uluatamistler’ omuz omuza verip gayret kemerini kuşanarak tek bir cephe oluşturdular ama akabinde (şimdilik!) iki gruba ayrıldılar: ‘Endîşedarlar’ ve ‘Kaygıperestler’...

Bilmeyen sanır ki henüz ismi var cismi yok yeni anayasa kabul olunursa, şu ana kadar bir ‘Cennet’ manzarası arzeden vatanımız ansızın ‘Cehennem’e tahavvül edecek ve Yüce Önder Atatürk’ün kutsal mirası da kurda kuşa yem edilecek. Zira malûm ya, yurtseverlik bu aziz hemşirelerimizle biraderlerimizin tekelinde! Onlar kendi aralarında mütemadiyen birbirlerinin gözünü oysalar ve temel kavramlar üzerinde olsun anlaşma sağlayamamış bulunsalar dahi!

‘İkinci Cumhuriyet’ zevzekliği de bunlardan biri... Bu konuda en az bir düzine sütun yazısı ve deneme yazmışım. Baktım ilki 10 Kasım 1982 tarihli.

Ama konu hálá kapanamadığına nazaran buna dair ‘Açık görüş’ümü bir kere daha değerli okuyucuların havaî-meşrep dikkatine sunmak istiyorum:

Doğru numaralama

Cumhuriyetler, karakterlerini belirleyen anayasalarıyla kaimdirler. Anayasa değişince/değişirse o cumhuriyet de değişir. Bunları numaralamak kabilse de şart değildir. Fransızlar numaralar, Almanlar numaralamaz. Ama ona mukabil kurdukları imparatorlukları (das Reich, ok.: Rayh) numaralamışlardır.

Bizde bu ‘İkinci Cumhuriyet’ kavramını ilk ortaya atan, hatırladığım kadarıyla Mehmet Altan’dır. 27 Mayıs Darbesi’nden sonra gerçi beş altı ay yine bir ‘İkinci Cumhuriyet’ lakırdısı dolaşmış ve darbeciler hatta bu adla bir de 45’lik plak lanse etmişlerdir ama sonra ‘Yeni Bir Cumhuriyet’in kendilerine birkaç numara büyük geldiği kafalarına dank edince bu ‘numaradan’ vazgeçip o her derde deva ‘Atatürk Şemsiyesi’ altına sığınarak Atatürk’ün kemiklerini sızlatmayı tercih etmişlerdir. Oysa Atatürk askerî darbelerden nefret ederdi.

Altan’ın ‘İkinci Cumhuriyet’ten kastı, gerçek anlamıyla çoğulcu demokratik bir hukuk devleti idi. Ancak değişik sebeplerle bu kavramlardan besmele duymuş şeytan gibi ürken bazı vatandaşlarımız bu dileği ve talebi sanki ‘Yüce Atatürk’e hıyanet’miş gibi sunup Mehmet Altan hakkında her türlü edep ve terbiye dairesini aşan ağır hakaretlerde bulunmuşlardır. Objektif tartışma zor, sövüp saymak kolaydır. Ne var ki Mehmet Altan, esasta tamamen haklı olmakla beraber numarayı yanlış koymuştu ve o yanlış bugüne gelmiştir.

Bakınız neden: Şayet ‘çocuk’un gerçek doğum tarihîni 23 Nisan 1920 olarak ele alıp 29 Ekim 1923’ü aslen bir ‘nüfusa kayıt işlemi’ olarak kabul edersek o vakit 23 Nisan 1920 - 27 Mayıs 1960 ‘Birinci Cumhuriyet’tir. 20 Ocak 1921’de kabul edilen 24 maddelik Teşkilat-ı Esasiye metni, 20 Nisan 1924 tarihli Teşkilat-ı Esásiye Kanunu ile daha genişletilmiştir. Ayrıca 20 Ocak 1921’den 20 Nisan 1924’e kadar, Osmanlı’dan kalma ve 23 Aralık 1876 tarihli Kanun-u Esási de yürürlükte bulunduğu için Türkiye bu süre boyunca ‘iki anayasalı’ bir ülke durumuna girmiştir ki Dünya Hukuk Tarihî’nde benzeri yoktur. Fakat aslı aranırsa Türkiye Hukuk Tarihî, zaten Dünya Hukuk Tarihî’nde eşi menendi bulunmayan bir ‘taaccübát meşheri’dir.

9 Temmuz 1961 - 12 Eylül 1980 ‘İkinci Cumhuriyet’ devridir.

7 Kasım 1982 - muhtemelen 2008 ortaları ise ‘Üçüncü Cumhuriyet’ devrini oluşturur. Görüldüğü üzere yeni bir anayasa ile başlayacak olan devri ‘İkinci Cumhuriyet’ olarak adlandırmak yanlıştır. Eğer ille de numara konulacaksa bunun adı ancak ‘Dördüncü Cumhuriyet’ olabilir ki mükerrer numara olmasın!

Tabii burada ‘Biz cumhuriyetlerimizi numaralamaya mecbur muyuz?’ suali akla gelebilir. Hayır, mecbur değiliz! Ama başka bir şeye mecbûruz: Dürüst olmaya!

Onun için ya gafletten ya riyakárlıktan öyle avaz avaz ‘Atatürk öldüüü! Kemalizm elden gidiyooor!’ diye yaygara koparmanın álemi yok. Çünkü Kemalizm elden gideli zaten on yıllar oldu. Sebebi de şudur: Atatürk ilkeleri, ileri sürüldüğü gibi; Cumhuriyetçilik, İnkılapçılık, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve Milliyetçilik değildir. CHP’nin ambleminde ‘Altı Ok’ sembolüyle ifadesini bulan bu ilkeler, partinin 1935 Kurultayı’nda benimsediği (o zamanki yeni) programın umdeleridir.

Esasen esnek bir ‘medeniyet’ ve ‘modernite’ (dikkat! modernizm değil!) projesi olan Kemalizm’in, yani Mustafa Kemal Atatürk tarzı ‘devlet ve cemiyet felsefesi’nin ‘vazgeçilmez’ iki prensibi vardır:

Bir - Hákimiyet-i Milliye

İki - İstiklál-i Tam

Birincisi, ‘millet namına ‘tek’ bir meclis öngörür. İkincisi ise ilkinin dışa karşı siperidir. Öbür altı umde uygulamada yol gösterici (Laiklik gibi, ama Laikçilik değil) yahut muvakkat (Devletçilik gibi) karakter taşır. Meselá Laiklik Prensibi zaten Hákimiyet-i Milliye Prensibi’nin içinde saklıdır. Türkiye’de laikliğin alternatifi şeriat düzeni olduğuna göre bundan yüz çevirdiniz mi Hákimiyet-i Milliye ilkesi de otomatikman hapı yutar. Çünkü şeriatta hákimiyet milletin değil Allah’ındır!

Aslında Cumhuriyetçilik bile ‘vazgeçilebilir’ ilkelerdendir. Çünkü TBMM Cumhuriyet müessesesini ilga ederek devleti bundan böyle yine Osmanlı Hanedanı’ndan birinin temsil etmesine karar verse ve bunu kabul edecek bir şehzade bulsa bundan Kemalizm’in özüne bir zarar erişmez.

Ama ‘Hazır elimiz değmişken bir de ayan meclisi ihdas edelim!’ dese o vakit Kemalizm’in özü ortadan kalkar. Zira senato demek, TBMM’nin, en yüce ve tek, bir mercî olma hakkından ferágati demektir ki bu takdirde o rejimin adı artık Kemalizm kalamaz!

Bu kaçıncı cumhuriyet

Bu durum, sırf temsil göreviyle devletin başına taçlı bir şahıs getirmekten farklıdır. Bugün demokratik oldukları su götürmez bir dizi devlet var ki onların senatoları da var: ABD, Fransa, Almanya, İngiltere, İtalya vs... Lákin onlar Kemalist değiller! Olmadıkları halde sanki öyleymiş gibi de yapmıyorlar... Zaten kimse Kemalist olmaya mecbur da değil. Nitekim biz de değiliz! Öte yandan, yukarıda vurguladığım üzere, başka bir şeye mecburuz: Dürüst olmaya!

Ama bütün bu teorik müláhazalar, ancak şayet Kemalizm hálá yaşıyor olsaydı bir anlam taşırdı. Peki, yaşamıyor mu?

‘Muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkmak’ idealinde elbet yaşıyor. Ancak o ideal III. Selim’den beri var.

Ama siz 11 Kasım 1938 sabahı daha Atatürk’ün cesedi soğumadan Jacoben bir kaşkarikoyla Yüce Önder’in tekmil kadrosunu ekarte edeceksiniz. Suretini ve adını banknotlardan dahi sileceksiniz. Mustafa Kemal Paşa’nın Büyük Taarruz’dan önce bile, pratikte hiç zaruret olmadığı halde, icazet alacak kadar önemsediği Yüce Meclis’i hiçe sayıp her yetkiyi ‘Millî Şef’ unvanlı bir zatın elinde toplayacaksınız. 12 Mayıs 1939’dan itibaren her önünüze gelenle askerî ittifaklar imzalayarak ‘İstiklál-i Tam’ İlkesi’ni páymál edeceksiniz. Üstelik bu arada olağanüstü feraset göstererek Türkiye’nin BM’ye, Avrupa Konseyi’ne ve NATO’ya girmesini de sağlayacaksınız.

Ama arkasından hiç utanıp sıkılmaksızın AB’ye girmenin Ata’ya ihanet (!) olduğu martavalıyla milletin zihnini bulandıracaksınız! Laiklik elden gidiyormuş... 1949’da okullara din dersini yobazlar’ mı koydu CHP mi? Atatürk İlkeleri elden gidiyor, öyle mi? Hangileri acaba?
Facebook Twitter



Tarih:10 Aralık 2007 Pazartesi

İlgili Yazılar

İŞLEMLER

Arkadaşına Gönder

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Gönderilecek Eposta
  • Yorumunuz

Gönder

YAZARLAR

SICAK HABER