



Anayasada değişiklikler yapma ya da yeni bir sivil anayasa hazırlama tartışmalarının sürdüğü bugünlerde Cumhurbaşkanının yetkilerinin ve seçilme biçiminin ötesine geçip sağduyuyla Başkanlık sistemi de tartışılmalı.
ABDULLAH YILMAZDoç. Dr. Dumlupınar Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gelecekte 2000’li yılların tarihini yazacaklar 2007 yılındaki 27 Nisan e-muhtırası ve bu muhtıranın gölgesinde yaşanan sancılı cumhurbaşkanlığı seçimleri ile sonrasında yapılan 22 Temmuz seçimleri ve 21 Ekim Referandumuna kuşkusuz geniş yer ayıracaklardır. Türkiye’de siyasete ve topluma çekidüzen vermeyi ya da moda tabirle “toplum mühendisliğine soyunma”yı misyon edinmiş sivil ve askeri elitler her zaman var olmuş ve olacaktır. Bu yazıda XXI. yüzyılın küresel dünyasında bunu gerçekleştirmenin olanaksızlığını tartışmak malumu ilamdan öteye geçmeyecektir.
Kanımızca “toplum mühendisliği” çabalarının kötü bir örneği olan 27 Nisan e-muhtırasının en önemli ve hak ettiği nispette tartışılmayan sonucu 21 Ekim 2007 referandumudur. Zira bu referandum ile birlikte Türkiye, siyasal ve yönetsel anlamda sonuçları öngörülemeyen yeni bir maceraya sürüklenmiştir.
Güçlenen Çankaya
Cumhurbaşkanının halk tarafından 5 yıllığına ve en fazla iki defa seçilebilmesini, milletvekili seçimlerinin 5 yıl yerine 4 yılda bir yapılmasını ve TBMM toplantı yeter sayısının 184 olmasını öngören Anayasa değişikliği paketinin oylandığı ve yüzde 68,92 gibi yüksek bir oranla kabul edildiği bu referandumla birlikte artık cumhurbaşkanını halk seçecektir.
Son günlerin klişe söylemiyle ifade etmek gerekirse, sokaktaki her 3 kişiden 2’si cumhurbaşkanını kendisi seçmek istemektedir. Demokrasi kültürü ve siyasal katılım açısından bu tercihin sorgulanacak tarafı yoktur. Ancak, mevcut anayasal yapı içerisinde zaten çok fazla yetki ile donatılmış bir cumhurbaşkanının bir de yüzde 60-70’lik halk desteğini de arkasına alması durumunda en fazla yüzde 40’lar civarında oy almış bir tek parti ya da yüzde 10-15’ler düzeyinde oy almış partilerden oluşan koalisyon hükümetleri karşısında ne kadar güçleneceği, dahası kendisinden farklı bir siyasal çizgideki iktidarla hangi krizleri yaşayabileceğini şimdiden kestirmek zor olmasa gerek. Çünkü Türkiye tarihi -istisnalar hariç- meclisin seçtiği cumhurbaşkanı-halkın seçtiği başbakan çekişmelerinin tarihidir aynı zamanda.
Başkanlık için konsensus
Halkın seçeceği cumhurbaşkanının bugünden sonra Anayasa değişikliği ile yetkilerini tırpanlamak da pratikte bir anlam ifade etmeyecektir. Zira halkın yüzde 60-70’inin oyunu almış bir cumhurbaşkanından köşkte kös kös oturup arada sırada balolar düzenlemesini, siyasal sistemin işleyişinde rol almamasını beklemek safderunluk olacaktır. Arkasında böyle bir halk desteği gören “karizmatik” bir cumhurbaşkanı sisteme müdahil olmak için anayasal yetkilere ihtiyaç duymayacaktır.
Mevcut Anayasada kısmi değişiklikler yapma ya da yeni bir sivil Anayasa hazırlama tartışmalarının, iktidar partisinin hazırladığı referandum süresini kısaltan kanun teklifi sonrası, yeniden başladığı bugünlerde “Cumhurbaşkanının yetkileri”nin yanında “Cumhurbaşkanının seçilme biçimi”nin hatta bir adım öteye geçilerek Türkiye’de “Başkanlık Sistemi”ne geçilmesinin sağduyulu biçimde tartışılması gerekmektedir.
Bin yılı aşkın siyasal geçmişinde “Tek Adam”lık geleneği bulunan ve Cumhuriyet tarihi boyunca Güçlü Cumhurbaşkanı-güçlü Başbakan çatışmasından yıllarca zarar görmüş Türkiye’nin, “Halkın seçeceği çok daha güçlü Cumhurbaşkanı”-güçlü Başbakan çatışmasını kaldırabilecek ne tahammülü vardır ne de enerjisi. Çözüm, üzerinde toplumsal konsensüsün sağlandığı “Başkanlık Sistemi”dir.
ayilmaz04@hotmail.com
Pozitivizme imanın esasları
İki milliyetçilik iki mitoloji Şamanizm ve Zerd...
Devlet ve piyasa arasındaki sırat köprüsü
Kürt sorunu en çok Müslümanların derdi oldu
BDP neden önemlidir?
Taşı gediğine koymanın zamanı
PKK’nın yeni anayasa korkusu
Afrika’daki merhamet ve vicdan kıtlığı
Terörle mücadelede yeni konsept
Gerçek Türkiye hangisi?
Apolitik ricat
‘Terörle mücadele’ başka ‘teröristle mücadele’ ...
İnsan cennetten nasıl düşer?
Hollanda’da kurban ibadeti artık yasak
Türkiye’de Ermenistanlı bir yabancı olmak