



Kılıçdaroğlu CHP’nin devletin ideolojik aygıtlarından birisi olduğunu, kendisinin de CHP’nin ideolojik aygıtı olduğunu çok iyi biliyor.
ORHAN OĞUZ GÜRBÜZ
Yazar
CHP, Kuvayı Milliye demektir. Müdafa-i Hukuk demektir. Anafartalar’dır. Conkbayırıdır, İzmir’de Hasan Tahsin, Lozan’da İnönü’dür. Tuttuğunu koparır.” Hatırlayalım. Kemal Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanlığına seçildiği kongrede medya coşkusuna kapılmış, neredeyse bütün AK Partilileri ‘ denize dökme’ çağrısı yapacaktı. Birisi kendisine hamaset sözcüğünü hatırlatmalı. Zira “nasıl olsa unutulur, ‘yağamasam da gürlediğim” düşüncesiyle ve Tayyip Erdoğan’ın Kasımpaşalı tarzına özenerek (psikolojide buna ‘kompleks’ diyorlar) bulaştığı ‘dil belası’ kendisini kayıt altına alıyor. Fakat her vaadini hemen sonra yalanlıyor, ‘pardon’ diyor, bazen de ‘genel merkez’ ‘o öyle demek istemedi’ açıklamalarıyla Kılıçdaroğlu’nu tashih ediyor. “12 Eylül’e ve darbelere karşıyız ama...” söylemi pratikte karşılıksız kalınca akla hayale gelmedik oyunlara başvuruyor CHP Genel Başkanı. “27 Nisan’da AKP ve Büyükanıt anlaştı. Muhtıra kararını birlikte aldılar. Amaç AKP’yi yeniden iktidar yapmaktı” diyor. Peki öyle idiyse sizin bütün sözcüleriniz “Her satırına katılıyoruz, geç bile kalındı” diyerek neden alkış tuttu, sorusunun cevabı yok.
Katı vesayetin mahcup varisi
Fransız siyaset bilimci Maurice Duverger, tek parti baskısını tanımlarken ‘mahcup diktatörlük’ ifadesini kullanmıştı. Kılıçdaroğlu ile birlikte vesayetçiler, kan kaybeden CHP’yi yeniden dizayn ettiler ve popülist/Kemalist bir dili kurgulayarak ‘mahcup vesayetin’ kılıfını uydurdular. Onur Öymen’in Dersim krizini çıkaran sözlerine önce tepki veren sonra çark eden mahcup Kılıçdaroğlu idi. “Bu iş yasayla olmaz” deyip özgürlüğü savsaklayan, “Merdiven altı atölyelerdeki başörtülü kıza sahip çıkacağız” deyip konunun özünü saptıran, “türban sorununu biz çözeriz” beyanatını, genel merkezin tepkisiyle anında yalanlayan da kendisiydi. Kılıçdaroğlu, bir ‘kurşun asker’ edasıyla vesayetin emir komutasından çıkamıyor. Aslında o da CHP’nin devletin ideolojik aygıtlarından birisi olduğunu ve kendisinin bir dönüşüm için değil, CHP’nin ideolojik aygıtı olarak o koltuğa oturtulduğunu biliyor.
Ne diyor ‘gölge başkan’ Önder Sav. “Yeni yönetim diye bir şey söz konusu değil. Yönetim sürekliliği asıldır. Ben o sürekliliği simgeleyenlerden birisiyim.” Demek ki şeflik dönemi CHP’sinin Hitler ve Mussolini hayranı, ünlü otoriter Genel Sekreteri Repep Peker bir süreklilik olarak ilham vermeye devam ediyor. Muhalif sosyalist yazar Yevgeni Zamyatin ünlü ütopyası “Mıy/Biz” adlı romanında “Devlet düz ve sonsuz bir çizgidir” diye yazmıştı. CHP’de devletin/statükonun partisi olarak bu düz çizgiyi devam ettirme başarısını gösteriyor. Kutluyoruz. Ama Avrupa’daki sosyalistlere de ‘statüko/vesayetçilik’ güzellemesi yapmak pek akıl karı olmasa gerek. Avrupa’da şeflik dönemi unutulalı çok oldu. Batı’da en azından şimdilik, sosyalistlerin ‘her satırına katılacakları’, ama sonradan ‘düzmece darbeymiş yanıldık’ diyerek inkar edecekleri bir muhtıra, ufukta görünmüyor.
Kendine yabancılaşan Kılıçdaroğlu
Kongredeki konuşma da dahil, henüz Kürt meselesini ya da sorununu telaffuz etmeyi başaramamış görünüyor Kemal Kılıçdaroğlu. Kendisinin etnik kökenine rağmen ‘Kürt’ demeye dili varmıyor. ‘Sorunun temeli insanın karnından geçiyor’ diyerek indirgemeciliğe başvurarak etraftan dolaşıyor Kemal Bey... Temel hak ve hürriyetlerin, kimlik temsili taleplerin, anadilde özgürce konuşma ve anadili yayma özgürlüklerinin neden karşılık bulmadığını anlatmıyor. Yeni yazacakları rapora ‘Güneydoğu Raporu’ diyerek statükonun ‘kırmızı çizgilerini’ ezberlediğini ve biat ettiğini herkese gösteriyor. Kemalist sistemin ‘öteki’leri olan Kürt ve Alevi kimliğinin içinden gelerek, ‘özüne’ rağmen nasıl ‘yabancılaşarak’ politika yapacağını duyuruyor vesayetçi destekçilerine. Sosyolog Zygmunt Baumann bu yabancılığı ve asimilasyonu anlattığı ‘Modernlik ve Müphemlik’ adlı kitabında ilginç bir anekdota yer verir: “Yabancı, yabancılığına son veremez. (Bir Yahudi fıkrasında asimile olmuş birisi, ‘Bir zamanlar Yahudiydim’ diyor. ‘Ha evet’, diyor öteki, ‘o duyguyu ben bilirim. Ben de bir zamanlar kamburdum’) Yabancı olsa olsa bir eski yabancı olabilir.Yani onaylanan ,fakat daima sorgulanan ‘bir dost’, sürekli gözetlenen ve olduğundan başka birisi olması için hep baskı altında yaşayan, olması gerektiği gibi olmamak suçundan utanması telkin edilen bir kişi.” İşte Kemal Kılıçdaroğlu da ancak bir ‘öteki’ ve ‘eski yabancı’ olarak kurulu düzenin politik ekseninde kendine yer bulabiliyor.
orhanoguzgurbuz@yahoo.com
Pozitivizme imanın esasları
İki milliyetçilik iki mitoloji Şamanizm ve Zerd...
Devlet ve piyasa arasındaki sırat köprüsü
Kürt sorunu en çok Müslümanların derdi oldu
BDP neden önemlidir?
Taşı gediğine koymanın zamanı
PKK’nın yeni anayasa korkusu
Afrika’daki merhamet ve vicdan kıtlığı
Terörle mücadelede yeni konsept
Gerçek Türkiye hangisi?
Apolitik ricat
‘Terörle mücadele’ başka ‘teröristle mücadele’ ...
İnsan cennetten nasıl düşer?
Hollanda’da kurban ibadeti artık yasak
Türkiye’de Ermenistanlı bir yabancı olmak