CHP, iktidar ve kontrol sorunu

18 Ağustos 2010 Çarşamba
CHP, iktidar ve kontrol sorunu

Hükümet etme biçimlerinde, önemli olan kontrol sorunudur. Diğer bir deyişle, hükümeti ele geçiren siyasal kadronun, aynı zamanda iktidarda olup olmadığı kontrol mekanizmasına bağlıdır.

PROF. DR. AHMET ÖZER

SDÜ Öğretim Üyesi Sosyolog

Bu mekanizma, askerî ve sivil yönetimleri birbirinden ayıran temel ayraçtır. Bu konuda iki yöntem işlemektedir. Demokrasiyi öne alan İngiliz geleneğine göre, bir ülkede ordu ne kadar güçlü olursa olsun, yönetimde kontrol daima sivillerin elindedir. Seçimle iş başına gelen siyasi partiler, gerçek anlamda iktidar olur, toplumu yönetirler. Oysa Fransız Bonapartizm geleneğinde, tam tersi söz konusudur. Siyasi partiler ne kadar yüksek oyla “iktidara” gelmiş olursa olsun, kontrol askerî güçlerin elindedir. Dolayısıyla hükümet edenler, tam anlamıyla iktidarda sayılmazlar, demokrasi vesayet altındadır yani askerin lehine her zaman bir iktidar kayması yaşanır. Başta Türkiye olmak üzere, gelişmemiş Latin Amerika ve Ortadoğu ülkeleri ile demokrasisi tam oturmamış üçüncü dünya ülkeleri bu gelenekle yönetilmektedirler. İşte 21. yüzyılın başında AB’ye girmeye çalışan bir ülke olarak hala askeri darbe, cunta ve muhtıralarla uğraşmamızın nedeni budur.

Bizdeki gibi sivil gelenek ve demokrasi kültürünün gelişmediği ülkelerin çoğunda, kurucu unsur genellikle askeri bürokrasidir. Bu ülkelerin ekonomileri, sınıfsal yapıları bu mücadeleyi verecek ve demokrasi kültürünü geliştirecek yapıya pek elverişli değildir. Vatandaşlar, haklarını kullanmaktan ziyade görevlerini yerine getirme alışkanlığı içindedirler. Hukukun üstünlüğünden ziyade üstünlerin hukuku söz konusudur. Düşünce özgür değildir, ortalama gelir düzeyi düşük, gelir dağılımı adaletsizdir. İşsizlik, yoksulluk ve yolsuzluk vaka-i adiyedendir. Türkiye özelinde temel hak ve özgürlüklerin tam yerleşmemiş olması, yaratıcılığımızı törpülemekte, bu da sosyolojik olarak gelişme ve ilerlememizi engellemekte, refah düzeyinin çağdaş standartların altında kalmasına yol açmaktadır. Gelişmemiş bir demokrasi ile gelişmemiş bir ekonomi, karşılıklı birbirine tuzak kuran, az gelişmişlik girdabını oluşturarak sorunları ha bire büyütmektedir.

Kuruluş ideolojisi demokrasiyle bağdaşmıyor

Oysa hükümet etmede, kontrolün sivillerde olduğu toplumlarda sosyal, ekonomik ve siyasal kurumlar yerine oturmuş, ekonomileriyle birlikte demokrasileri gelişmiştir. Sivil anlayışın ön planda olduğu bu toplumlarda, birey özgürce görevlerini yerine getirirken, haklarının da bilincindedir. Zira haklar yukarıdan aşağıya doğru verilmiş görevler manzumesi değil, mücadele sonucu kazanılmış bir yurttaşlık statüsüdür. Böylece kişiler kul, toplum tebaa olmaktan kurtulmuştur. İktidarı ele geçiren partinin, bunu kendi egemenliği ve imtiyazı için kullanmasına yurttaşlık bilincine varmış, özgür birey ve onun sivil kurumları engel olur. Böyle bakıldığında devlet bir amaç değil, vatandaşlarının mutluluğu için kurulmuş bir araçtır. Burada devletin insanından ziyade, insanın devleti söz konusudur.

Peki, Türkiye’deki bir türlü düzelmeyen sivil-asker dengesizliği hangi koşulların ve sosyo psikolojinin eseridir? Türkiye’nin 87 yıllık devlet geleneğinde, askerlerin yönetimde sürekli söz sahibi olmasında Cumhuriyet’in kuruluş biçiminin önemli etkileri vardır. Bunu anlamadan, askerin demokrasi üzerindeki vesayetini ve hükümetler üzerindeki kontrolünü anlamak güçtür. Kuruluşta, birinci aşamada düşmana karşı tepkiler din kisvesi altında organize edilmiş; ikinci aşamada kuruluş gerçekleştikten sonra iktidar ele geçirilmiş, dağılan Osmanlı İmparatorluğu’nun bir bölümü üzerinde Cumhuriyet kurulmuştur. Askerî bürokrasiden oluşan Kurtuluş Savaşı’nın elit gücü, iktidarı ele geçirdikten sonra, kendi devlet projesini yukarıdan aşağıya doğru yürürlüğe koymuş; savaş zamanındaki vaatler ve ittifaklar ise savaşın kazanılmasına yönelik birer taktik olarak tarihte kalmıştır. Nihayet ‘iktidarı ele geçiren bu gelenekçi, devletçi elit, toplumu kendi ideolojilerine göre biçimlendirmeye çalışmış, yeni toplum projesinin başarıya ulaşması işinde ise ideoloji ve askeri araçlar devreye sokulmuştur. Son aşamada resmî ideoloji tüm toplumu etkisi altına almış, sınıfsal gelişme ve sınıflar arası ilişkiler (merkezî otoriteye yakınlık ve uzaklık oranında), yeni bir dengeye ulaşmıştır.

Sorunların tek çözüm yolu siyasettir

Askerlerin savaş koşullarının da bir gereği olarak bütün aşamalarda etkin rol oynamış olmaları kendilerini devletin yeni sahibi gibi görmelerine yol açmıştır. O nedenle de devlet işlerinin (ekonomi ve yönetim kendi sahaları olmamasına rağmen), bütün boyutlarıyla içinde olmuşlardır. Cumhuriyet ile padişahlık ortadan kaldırılmış, insanlar yurttaş olmuş olmasına rağmen, fiiliyata “kutsal devlet” karşısındaki tebaa olma durumu sürmüştür.

Bugün gelinen noktada Türkiye içinde barındırdığı sorunları çözerek Avrupa Birliği’ne uyum sağlamak demokratik bir refah devleti olarak yoluna devam etmek istiyor. Bunun için sırtındaki en büyük ağırlıklar olan Kürt-Türk çatışmasını potansiyel olarak içeren Kürt sorununu, Suni-Alevi çekişmesine son verecek Alevi sorununu ve laik-anti laik çatışmasını körükleyen İnanç sorununu çözmek zorundadır.  Burada kritik soru şudur: Bu sorunları kim çözecek? Cevap elbette siyasal irade ve onun yansıması olan siyaset kurumudur. Ancak Siyaset Kurumu bugün çözümden ziyade kendisi çözülmesi gereken sorunlarla yüklü sorunun bir parçası haline gelmiş bulunuyor. Bu sorunun da en önemli kısmı demokrasiyi vesayet altına alan asker-sivil dengesizliğinin demokratik ülkelerdeki gibi bir dengeye getirilmiş olmasıdır. Sivil irade sorunlara askerin kontrol gücünden ve endişesinden dolayı tam olarak nüfuz edememekte ve çözüm için tam bir irade ortaya koyamamaktadır. Bunu yapabilmesi için askerin ulusal sınırları bekleme görevine tamamen geri dönmesi ve siyasetten elini tamamen çekmesi gerekir. Bunun da yolu, tüm yasalardaki anti demokratik içeriklerin ve askeri darbeye teşviki ima eden bütün yasaların ayıklanarak tarihin çöp sepetine atılmasıdır. Bu nedenle CHP’nin 35. maddenin değiştirilmesi teklifi olumlu bir fırsata dönüştürülebilir. Eksikleri varsa giderilebilir, bu vesileyle diğer yasa, yönetmelik ve tüzükler de taranarak temizlenebilir. İşte o zaman Türkiye bu birikmiş sorunlarını bihakkın kurtulur, sorunlarını çözerek yoluna devam edebilir ve kısa sürede demokrasisi ve ekonomisiyle bölgesinde saygın ve örnek bir güç haline gelebilir. Aksi takdirde bu tartışma, didişme ve hatta birilerinin bir yerde pişirdiği çatışmalar daha çok su kaldırır ve ülkeye zaman kaybettirir. İşte bu yüzden diyoruz ki, gün vakit kaybetmeden bu basireti ve cesareti gösterme günüdür.

aozer@fef.sdu.edu.tr

Facebook Twitter



Tarih:18 Ağustos 2010 Çarşamba

İlgili Yazılar

İŞLEMLER

Arkadaşına Gönder

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Gönderilecek Eposta
  • Yorumunuz

Gönder

YAZARLAR

SICAK HABER