




New York entelektüelleri bugünlerde Amerikan edebiyat ve düşünce dünyasının iki ismi Howard Zinn ve J.D. Salinger’in cennet kapılarında olmasa bile sırat köprüsünde yapmakta oldukları sohbeti tasavvur etmeye çalışıyorlar.
Kumru Toktamış
Pratt Enstitüsü Kültürel Çalışmalar Bölümü Brooklyn
Popüler kültürde iz bırakmış iki ünlü birbirlerine yakın saatler içerisinde bu dünyadan göçüp gittiklerinde biraz da klişeleşmiş bir nüktedanlık patlar medyada: Hayatını yoksullara vakfetmiş Aziz Teresa ile saraya gelin gitmiş Prenses Diana cennetin kapısında karşılaştıklarında birbirlerine ne derler? Veya usulca gönlümüze sızıp fark etmeden taht kurmada ustalaşmış Farah Fawcett ile Michael Jackson sırat köprüsünden geçerken kendi güzellikleri ile uğraşmaktan vazgeçip birbirlerine iltifat etmişler midir? Bugünlerde en azından New York entelektüelleri Amerikan edebiyat ve düşünce dünyasının iki ismi Howard Zinn ve J.D. Salinger’in cennet kapılarında olmasa bile sırat köprüsünde yapmakta oldukları sohbeti tasavvur etmeye çalışıyorlar.
Tarihi kazanan mı yazar?
New York civarında yetişmiş olmak dışında birbirleri ile hiç bir benzerlikleri olmayan bu iki aydının en önemli ortak yanları, sürdürdükleri tavizsiz yaşamları. Bir de, yine birbirlerine hiç yakın olmadığı halde dünyaya eleştirel bakma pratiklerinin genç zihinlerde bırakmış olduğu ve daha uzun yıllar bırakacağı izler.
Bilemediğimiz veya bilmek istemediğimiz, son derece köklü bir tarihi olan Amerikan sosyalist işçi muhalefetinin son örneklerinden olan Howard Zinn, ülkemizde pek eşine rastlanmayan emekçi oğlu emekçi bir aydın. Liselerde okutulan tarih derslerinin boğuculuğu karşısında herhangi bir tarihsel bilgiye ruhları ve akılları kapatılmış olan bütün halklar gibi Amerikan halkının da resmileşmiş tarih anlayışı ile oyalanmakta olduğunu fark eden Zinn “Halkın Tarihi” (People’s History of United States) adlı kitabında tarihin sadece kazananlar tarafından yazılmak zorunda olmadığını gösterdi.
Zinn’in tarih yazımı
Her ne kadar devlet tarafından merkezden hazırlanmış bir eğitim müfredatı yoksa da, eyaletler, hatta kasabalarda yaşayan, televizyonda üç savaş filmi seyretmiş aile babalarının veya hevesli annelerin müfredat hazırlama özgürlüğü olduğu Amerikan toplumunda yerelleşmiş folklor ile (ve çoğunlukla okulun beysbol koçları eliyle) öğretil(me)mekte olan tarihe alternatif olan Zinn’nin kitabi, bu coğrafyada yaşanmış olanları yoksul ve emekçilerin gerçeğine en yakın biçimde öykülendirmeye çalışır.
Eğitimin parçalı ve merkezileşmeyen yapısı gereği çoğunluk olmasa bile, tarihi anlatımı gerçekten önemseyen pek çok lise öğretmeni, halkın tarihini öğretmekten çekinmeyerek Howard Zinn aracılığıyla ABD toplumunu sadece televizyonu ve kendi göbeğini seyreden dev bir taşra kuvveti olmaktan biraz olsun kurtarabilmektedirler.
Tarihin bir kapışmalar silsilesi olduğunu asla unutmayan emekçi oğlu emekçi, Brooklyn doğumlu Zinn, bu kitabi ile sadece Amerikan haklarına değil, tüm insanlığa “kendi” tarihlerinin de yazılabilir olduğunu göstermiş, bir coğrafyaya aslen şekil ve tad verenlerin kazananlar değil, ezilenler olduğunu, ezilenden yana bakıldığında bir resmin ışığının ve renklerinin ne denli değişik görünebileceğini anlatmıştır.
Huzursuz ruhlar için
Hiç bir tarihçinin yazdığı yüzde yüz güvenilir olmadığı gibi, hiç bir bireyin kendini öykülendirmesi de gerçekliğinin tamamı değildir. Ancak J.D. Salinger’in Türkçeye “Çavdar Tarlasında Çocuklar” (Catcher in the Rye) olarak çevrilen Amerikan ve dünya kültüründe çığır açan romanındaki pek de güvenilmez genç adamın bakışı ile bakıldığında büyüklerin dünyasının tüm sahtelikleri birer birer ortaya çıkar.
Howard Zinn resmileşmiş tarih söylemi ile tasavvur dünyaları esir alınmaya çalışılan Amerikan gençliği için eleştirel bir tarih kitabı yazmadan çok önce, Salinger gençliğin huzursuz ruhunun aynasından görünen büyükler dünyasının sahtekârlığı üstüne bir roman yazarak gençlere hayatı sorgulamanın araçlarını kazandırmıştır.
Sahici bir anlam arayışı
Lise çağlarının gençlerin omuzlarına yüklediği tüm ailevi, sosyal, düşünsel bunaltıların karşı konulamaz sıkıntılarının aslında habire önemli bir şeyler olduğunu sanan veya önemli bir şeyler olmaya çalışan büyüklerin dünyasındaki sahteliklere tepki olduğunu Salinger ile birlikte telaffuz etmeyi öğreniriz. Sorunların kaynağı henüz hayata neresinden tutunabileceğini kestirememiş gençte değil, sürekli bir statü arayışı içinde olan ve bu gerekçelerle yapay ilişkiler kuran büyüklerdedir. Henüz ne olduğunu doğru düzgün anlayamamış delikanlı büyüklerin sahteliklerle dolu dünyasında oradan oraya savrulmamak, sahici bir anlam bulabilmek için çırpınır dururken, yavaş yavaş hayati sorgulamayı ve kendi sesini bulmayı öğrenecektir belki de. Veya şimdi bu genç yaşında onu çok korkutan bu sahtekarlık aleminde kaybolup gidecektir.
Salinger bir delikanlının huzursuzluğunda gençlerin kendi sorularını ve seslerini bulmalarının yolunu açarken, Zinn ise yalanlarla bezenmiş bir tarih bakışı ile uyutulan halkların sesini duyurmaya çalışmıştır. Salinger hayatı boyunca sahte bulduğu statü ve kalabalıklardan kaçarken, Zinn bütün hayatını var olan düzendeki eşitsizlikleri yok etmenin toplumsal ve örgütlü yollarını oluşturma eylemciliğine adamıştır.
Muhalifliğin iki vechesi
Biri kalabalık düşmanı, öbürü kalabalıkları örgütlemenin araçlarını kurma çabası içinde olan bu iki adam benim gözümde muhalifliğin iki veçhesini temsil ediyorlar nedense. Bir yanda yenilgiyi kabul edip, söylene söylene köşesine çekilen asosyallik, öte yanda illa ki örgütleyeceğim diyen yılmaz eylemcilik hali. Her iki durumda da insanlık tarihine yön veren tavizsiz ve onurlu yaşamlar var.
Bir de halkın tarihi olmadığı halde habire içimizi bunaltmaya devam eden sahtekarlıklar ve adaletsizliklerle dolu bir dünya.
İşte bu nedenle yılmaz savaşçı
Zinn sırat köprüsü üstünde “hadi başkaldırıyı öğretelim, örgütleyelim” dediğinde, Salinger “bana ne yahu bu sahtekârlardan, git işine” diyerek küfürü basmıştır ihtimal. Acaba hangisi daha muhalif dürüsttür henüz karar verebilmiş değilim açıkçası.
kumru@optonline.net
Pozitivizme imanın esasları
İki milliyetçilik iki mitoloji Şamanizm ve Zerd...
Devlet ve piyasa arasındaki sırat köprüsü
Kürt sorunu en çok Müslümanların derdi oldu
BDP neden önemlidir?
Taşı gediğine koymanın zamanı
PKK’nın yeni anayasa korkusu
Afrika’daki merhamet ve vicdan kıtlığı
Terörle mücadelede yeni konsept
Gerçek Türkiye hangisi?
Apolitik ricat
‘Terörle mücadele’ başka ‘teröristle mücadele’ ...
İnsan cennetten nasıl düşer?
Hollanda’da kurban ibadeti artık yasak
Türkiye’de Ermenistanlı bir yabancı olmak