




HADEP ‘kelebek’ (özgürlük- masumluk), DEHAP ‘yanan meşale’ (özgürlük-yol gösterme), DTP ‘kırmızı gül’ (bağlılık-yüreklilik)’ idi. Onların devamı niteliğindeki BDP ise ‘çınar’ı tercih etti. Osmanlı’nın kuruluşunu da sembolize eden çınar, Kürt siyasetinde nasıl bir değişime tekabül edecek?
Adem Palabıyık
Arş. Gör. Muş Alparslan Üniv.
Barış ve Demokrasi Partisi eski Genel Başkanı Demir Çelik ile yapılan bir söyleşide, Çelik şunları ifade etmişti: “Biz, DTP’nin yedeği, DTP’nin kapatılması durumunda onun boşluğunu doldurmak için kurulan bir siyasi yapı değiliz. Biz, aksine DTP’nin, toplumun farklı kesimleri ile ilişkilenememiş olması, emek, demokrasi cephesi
ile bulaşamamış olması, Kürt sorunu ile sınırlı kalmış olmasından dolayı, daha kapsamlı daha büyük, Türkiye’nin her alanda emek ve demokrasi cephesi ile buluşmayı öngörüyoruz. Bu anlamda daha büyük daha kapsamlı bir projeyiz”.
Fakat BDP’nin 1. Olağanüstü Kongresi, bu cephede gerçeklerin pek fazla değişmediğini göstermiştir. Partinin yeni Genel Başkanlığı’na seçilen Selahhatin Demirtaş, “Yaşamının son 18 yılını barışın gerçekleşmesine adayan ve bunun 11 yılını bir hücrede işkence altında geçiren bir şahsiyeti bütün yönleriyle Türkiye kamuoyu ne kadar tanıyor acaba?” diyerek yeniden Öcalan’ı muhatap göstermiştir.
İlk adımda hayal kırıklığı
BDP eski Genel Başkanı Demir Çelik’in ifadesiyle, Selahattin Demirtaş’ın, ifadeleri birbirinden oldukça farklıdır. Demir Çelik’in “DTP’yi aşan bir projeyiz” söylemi en başta heyecan yaratmasına rağmen, şimdi ki süreç içerisinde karşılığını bulmamış ve BDP, yeniden “tüm Türkiye yerine tabana hitap eden” bir parti imajına bürünmüştür. Bu tür söylemler, belli süreçlerde sosyal yaşam içerisinde -halk arasında- karşılığını kısmen bulabilir ama sosyoloji ve felsefe gibi siyasi söylemlerde, farklı kuramsal yaklaşımlara dayanan sosyal bilimlerde, toplum içerisindeki bir bireyin ortaya koyduğu tavırlar ya da sergilediği eylemler, onun sahip olduğu ideolojisinin belirlenmesinde etkin sayılmayabilir. Bu tür alanlarda bireyin anlaşılması adına, onun sahip olduğu fikir ve düşünce dünyası üzerinde durulur; tavır ve eylem ise psikoloji biliminin araştırma sahasında yer almaktadır. Bireyin görsel dünya içerisinde nasıl bir ideolojiye sahip olduğu hususu ise kendisini, zaman ve mekân içinde -teorikte değil pratikte- hangi konuma yerleştirdiği ve nasıl temsil ettiğiyle alakalıdır. Bu temsiliyetin en belirgin örneği ise siyasal ve toplumsal alanda birden fazla manaya sahip olan semboller ya da simgelerdir. İşte tam da bu safhada metin, BDP ile alakalı iki analiz üzerinde yoğunlaşacaktır. İlk aşama da sembolik benzerlik ele alınacak; ikinci aşama da ise BDP’nin felsefi söylemi ile alakalı bir analiz yapılmaya çalışılacaktır.
Yukarıdaki ifadelerden hareketle kapatılan Demokratik Türkiye Partisi’nin (DTP) yerini almış gibi görülen Barış ve Demokrasi Partisi’nin (BDP) seçtiği bayrak sembolüyle, Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşunda önemli rol oynayan Osman Gazi’nin rüyası arasında sıkı bir benzerlik kurabiliriz.
Sembolik benzerlik
BDP’nin amblemi, yeniden dirilişi/kuruluşu ifade eden ya da kökleri topraktan/geçmişten gelen, dallanıp budaklanan bir meşe ağacı. Bu sembol, Kürt hareketinin -anladığımıza göre- yeniden ve daha köklü/güçlü bir biçimde dirilişini ve uzun ömürlü yaşamını sembolize etmektedir. Ne gariptir ki Osmanlı İmparatorluğu’nun da böyle bir ‘sembolik’ benzerlik üzerine kurulduğu anlatılır. Efsane şöyledir:
Osman bey bir gün Şeyh Edebali’yi ziyarete gider. Vakit geç olunca gece dergâhta kalır. Sabah ezanına yaklaşmışken, yorgunluk ve uyku da bir hayli bastırmışken, Kuran elinde, yaslandığı yerde tatlı bir uykuya dalar Osman bey. Uyurken bir rüya görür. Rüyasında kendisi Şeyh Edebali’nin yanında yatmaktadır. Edebali’nin göğsünden bir hilal doğar, hilal biraz yükseldikten sonra büyür büyür ve dolunay haline gelince kendisinin göğsüne girer.
Daha sonra kendisinin göğsünden bir ağaç bitip, büyümeye başlar. Bir Çınar ağacıdır bu, büyüdükçe yeşerir, güzelleşir. Dallarının gölgesi bütün dünyayı kaplar, dünyanın her tarafından insanlar grup grup gelir ve bu çınarın gölgesine girerler. Osman Gazi aniden uyanır ve rüyasını Şeyh Edebali’ye anlatır.
Şeyh, kısa bir tefekkürün ardından “Ey oğul, sana müjdeler olsun” der. “Göğsümden çıkan nur kızımdır (Bala Hatun), seni kuşatması evleneceğinize işarettir. Ağaca gelinde: Sen büyük bir devlet kuracaksın, evlatların adaletle hükmedecekler...”
HADEP için “kelebek” (özgürlük ve masumluk), DEHAP için “yanan meşale” (özgürlük, aydınlanma ve yol gösterme), son olarak DTP için seçilen “kırmızı gül” (bağlılık, sevgi anlamında kardeşlik ve yüreklilik) gibi simgelere sahip olan bu partilerin ortak yönleri, ortak ideolojiye sahip olmaları, ya kendilerini feshetmeleri ya da Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmalarıydı. Bu partilerin devamı niteliğinde görülen/gösterilen Barış ve Demokrasi Partisi’nin nasıl bir metodoloji izleyeceği ise meçhul fakat kuruluş -ve seçilen sembol- itibariyle bir farklılığın söz konusu olacağını öngörebiliriz. Ümit edelim de izlenecek olan siyaset de böylesine bir farlılık arz eder.
Felsefi ayrışıklık
BDP üzerine yapacağımız ikinci analiz ise, Parti’nin sahip olduğu felsefi tarz ile alakalı olacaktır, bu alaka, filozof Wittgenstein’ın temel felsefesiyle ilintilidir. Yıllar önce yaşayan ünlü filozof Wittgenstein’ın kullandığı meşhur bir deyim vardır: “Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarını çizer”.
Öyle görünüyor ki BDP, bu sözü “düşüncenin sınırları, dünyanın sınırları çizer” diye farklılaştırmıştır. Wittgenstein, Tractatus adlı eserinde, dilin fonksiyonunun nasıl gerçekleştiğini açıklayacak ve dilin sınırlarını ortaya koyacak bir teori geliştirmeyi amaçlar. Dil, düşünceyi ifade ettiği için, onun üstlendiği bu görev, aynı zamanda düşüncenin sınırlarına dair bir araştırma olarak anlaşılmak durumundadır. Dil, dış dünyayı resmeder, yalnız bu, ancak mantıksal ifadenin dünyada karşılığı olmasına bağlıdır. Eğer mantıksal form (şekil ya da biçim) dış dünyada bulunmuyorsa, bulunmadığı için, dilde resmedilemez, somut dünyada bir karşılığı olmayacaktır.
BDP yeni bir oyun kurmalı
Şayet, BDP de, yine DTP gibi, havuzda eriyen söylemler kullanırsa, Kürtlere sahici bir söylem hakkı vermezse, siyasal temsil imkânını genişletmek yönünde bir katkıda bulunmazsa, kullandığı terminoloji ve izlediği metod, PKK ile paralellik gösterirse, “dağ dışında bir alternatif” yaratamazsa, aşırılığın liderliğini yapmaya devam ederse ve esas Kürt meselesi sorunlarını ikinci plana iterse, işte o zaman söylenilenlerin hiçbiri, Wittgenstein’ın belirttiği gibi somut dünyada karşılığını bulamayacaktır. Söylenilen her şey o ana kadar söylenilmiş olacaktır. Oyun, DTP’den kalan yahut PKK’nın kurallarını koyduğu oyunla değil, BDP’nin yeniden kurallarını tanımladığı oyun olmak zorundadır.
Wittgenstein’ın üzerinde durduğu temel sorun, ‘insanı yanlışa sürükleyen şeyin, onun, sözcüklerin bir oyunda nasıl kullanıldıklarına bakarak, aynı sözcüklerin başka bir oyunda da aynı şekilde kullanılacağını düşünmesi’dir. Wittgenstein’a göre kişi, birinci oyunun kurallarını ikinci oyunda da aynen geçerli olduğunu düşünür ve böylelikle de çıkmaza girer. Bu insan, kafası karışmış insandır.
Bu yüzden, BDP, kullanacağı her cümlede ve söyleyeceği her sözde, dile getirdiklerini artık farklı bir doğal çevre içerisinde ele almak ve kendilerinin, bir şey söyledikleri zaman, içinde bulundukları -yeni- durumları ve bunları söylemesine eşlik eden davranışları da hesaba katması gerekmektedir.
Bu bir oyun değildir, doğru. Daha yeni siyasal arenaya çıkan bir parti adına yapılan bu analizler, tepki eleştirileri de alabilir. Bu açıdan bir atasözünü hatırlatmakta fayda görebiliriz: “Ağaca, ‘balta seni kesiyor’ demişler, neyleyim sapı bendendir” demiş.
adem.palabiyik@hotmail.com
Pozitivizme imanın esasları
İki milliyetçilik iki mitoloji Şamanizm ve Zerd...
Devlet ve piyasa arasındaki sırat köprüsü
Kürt sorunu en çok Müslümanların derdi oldu
BDP neden önemlidir?
Taşı gediğine koymanın zamanı
PKK’nın yeni anayasa korkusu
Afrika’daki merhamet ve vicdan kıtlığı
Terörle mücadelede yeni konsept
Gerçek Türkiye hangisi?
Apolitik ricat
‘Terörle mücadele’ başka ‘teröristle mücadele’ ...
İnsan cennetten nasıl düşer?
Hollanda’da kurban ibadeti artık yasak
Türkiye’de Ermenistanlı bir yabancı olmak