




AB çerçevesinde yaşanan dönüşüm açısından bakınca BDP ‘değişim yanlısı’dır. CHP, MHP, SP gibi partilerin özelleştirme, yabancı sermaye, küresel entegrasyon, AB normlarının hayata geçmesi konularındaki tutumu ise siyasi yelpazede farklı bir kutbu oluşturur. AK Parti ve BDP bu yelpazede değişimi isteyen ve AB ile entegrasyona taraftar olan kategorisindedir.
Kongresini yapan ve yeni yönetimini belirleyen BDP’nin Türkiye partisi olup olamayacağı, sadece bu partinin geleceğini değil, Türk siyasetini de yakından ilgilendiren önemli bir konudur. Kurduğu partiler defalarca kapatılan bir siyasi hareketin Türkiye Partisi özelliğine kavuşması, ciddi bir dönüşümü ve paradigma değişikliğini gerektirir. Böyle bir beklenti, sadece BDP’yle ilgili olan kişilerce değil, toplumun farklı kesimlerince de dile getirilmekte ve önemsenmektedir. Birkaç haftadır Abdullah Öcalan, avukatlarıyla yaptığı görüşmelerde bu konuya değinmekte, BDP’nin Türkiye partisi olması gerektiğini vurgulamaktadır. BDP’nin Türkiye partisi olabilmesi için öncelikle PKK ile dolaylı ilişkisinden kurtulması gerekiyor, ancak yine de Öcalan’ın böyle bir tavsiye de bulunuyor olması, paradoks gibi görünmekle birlikte çok manidardır.
BDP’nin Türkiye partisi olmasıyla, merkez partisi olması arasında da doğrudan bir ilişki vardır. Türkiye partisi olmak söylemden üsluba, ideolojik bakış açısından örgütsel yapılanmaya kadar birçok konuda kendisini gözden geçirmesini gerektirmektedir. Bu ise geçmişin iyi analiz edilmesini, ciddi bir sorgulama yapılmasını, geleceğe yönelik farklı bir yaklaşım içine girilmesini, kararlı ve cesur bir tavır takınılmasını zorunlu kılıyor.
Öcalan paradoksu
BDP’nin Türkiye partisi olması birkaç açıdan dönüşüm ve farklılaşma gerektiriyor: 1. Siyaset tarzı açısından: BDP çizgisindeki partilerin siyaset tarzı bugüne kadar (etnik temelde) ‘kimlik siyaseti’ olmuştur. Hareketinin merkezine tek bir etnik özelliği yerleştirerek, buna göre örgütlenen, buna göre söylem üreten, buna göre tutum takınan etnik kimlik siyaseti, marjinal kalmış, ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı olmuş, çatışmacı karakteri sebebiyle sistem dışına itilmiştir. Toplumun her kesiminin her sorununa ilgi göstermek, her kesimden insanı teşkilat yapısına katmak, her bölgede kabul görecek bir siyasal dil üretmek Türkiye partisi olmak için olmazsa olmaz şarttır. BDP’nin farklı kesimlerden birkaç kişiyi bünyesine katarak, biraz da söylemini yumuşatarak Türkiye partisi hüviyetine bürünmesi mümkün değildir. Öncelikle olması gereken, çatışmacı etnik kimlik siyasetini bırakmaktır.
2. Örgütsel açıdan: Partilerin merkez partisi olarak adlandırılabilmelerinin bir koşulu, nasıl bir teşkilat yapısına sahip olduğu, dayandığı üye ve yönetici profilinin toplumun ne kadarını temsil ettiğidir. Bölge partileri ya ürettikleri siyasetin sadece belli bölgelerde kabul görmesi açısından ya da temsil kabiliyetlerinin belli bölgelerle sınırlı olması açısından bu sıfatı taşırlar. Ülkenin geneline yayılan bir teşkilat yapısına sahip olmak, ülkenin farklı bölgelerini temsil eden yönetici ve üyelere dayanmakla, katılım açısından çeşitliliği içinde barındırmasıyla mümkündür. Son seçimler CHP’nin denize kıyısı olan bölgelerde, MHP’nin İç Anadolu’da, DTP’nin Doğu ve Güneydoğu’da sıkıştığı, buna karşılık AK Parti’nin 80 ilde milletvekili çıkarıp, bütün bölgelerde belediye başkanlıkları kazabildiği bir tablo ortaya koydu. Bu tabloda sadece AK Parti, Türkiye partisi konumunda bulunuyor. Kendisini merkez sol parti olarak gören CHP, ideolojik olarak böyle tanımlanmakla birlikte, temsil kabiliyeti açısından merkez partisi, Türkiye partisini özelliğini yitirmiş görünüyor. BDP’nin bütün bölgelerden oy alabilen bir parti haline gelmesi, tüm Türkiye’yi ilgilendiren konularda siyaset üretmesine, tüm bölgelerde temsilci ve taraftar bulabilmesine bağlıdır. Farklı bölgelerdeki Kürtlerin oyunu almak, her bölgeden oy alabilmek anlamını taşımaya yetmeyecektir. BDP, Kürt nüfusun olmadığı bölgelerden de oy alabildiği zaman gerçek bir Türkiye partisi olacaktır.
Siyasette Türkiye vizyonu
3. Politika üretimi açısından: BDP’nin sadece Kürtlerin meseleleriyle ilgilenen bir parti konumundan kurtulması, Türkiye partisi olabilmesi için en temel zorunluluktur. Ekonomi alanında BDP ne diyor, işsizlik için BDP ne öneriyor, bölgesel kalkınma projeleri için, sağlık reformu için, sosyal güvenlik sistemi için, üniversiteye giriş sistemi için, KOBİ’lerin meseleleri için, esnaf ve çiftçi için BDP ne düşünüyor, hangi alternatifleri ortaya koyuyor? TBMM’deki görüşmelerde konu ne olursa olsun Kürt meselesi ekseninde bir söylem ortaya konulursa, BDP’nin Türkiye partisi olduğu düşünülemez. BDP günlük yaşamla ilgili, ülkenin kronik sorunlarıyla ilgili, Ege’nin de, Karadeniz’in de meseleleriyle ilgili konuları gündemine alabilmelidir. Türkiye partisi olmak, Türkiye’yi ilgilendiren her konuda görüş ve öneri sahibi olmayı gerektirir. BDP’nin ortaya koyacağı söylemin mahiyeti ve kapsamı, bölgesel, ideolojik, etnik bir hareket mi, yoksa tüm ülkeyi kuşatan bir Türkiye partisi mi olduğunu belirleyecek en temel ölçüttür.
4. İdeolojik açıdan: PKK Marksist-Leninist bir hareketti. Dine, topluma, hayata bakışı bu ideolojinin perspektifini yansıtıyordu. BDP çizgisinin ise ideolojik olarak yelpazenin nerede durduğu çok net değildir. Sağ-sol eksenine oturtulan bir siyasal tabloda BDP kendisini solda konumlandıracaktır. Merkez-çevre eksenine oturtulan bir yapıda BDP’nin konumu merkez kaç yani çevre pozisyonudur. AB çerçevesinde yaşanan değişim dönüşüm açısından siyasi yelpaze tanımlanmaya çalışılırsa BDP “değişim yanlısı” konumdadır. CHP, MHP, SP gibi partilerin özelleştirmeden yabancı sermaye yatırımlarına, küresel entegrasyondan AB normlarının hayata geçmesine kadar birçok alandaki tutumu siyasi yelpazede bir kutbu oluşturur, AK Parti ve BDP bu yelpazede değişimi isteyenler, AB ile entegrasyona taraftar olanlar kategorisindedir. BDP’nin kendisini ideolojik olarak nasıl tanımladığı, ortaya koyacağı politikaların mahiyetini de belirler. BDP katı ideolojik bir görünüm sergilemek yerine kendi lehine olacak bir değişime taraftar olmak anlamında pragmatist bir tutum takınmaktadır. BDP daha ideolojik tepkiler verdiği oranda marjinalleşecek, merkezden uzaklaşacak; reel politikaya yaklaştığı oranda çevrenin daraltıcı etkisinden kurtulacaktır.
Merkez parti olmanın yolu
5. Hedef ve amaçlar açısından: Partilerin ideolojik görünümleri, kafa yapıları, ulaşmak istedikleri hedefler siyasal meşruiyetleri açısından önemli hususlardır. Kafa yapısı toplum tarafından problemli olarak algılanan, ütopik hedefleri olduğu düşünülen, topluma farklı bir ideolojik gömlek giydireceği varsayılan hareketlerin meşruiyetleri zayıf kalabilmektedir. BDP’nin merkez partisi olabilmesinin bir yolu da hedef ve amaçlarını net olarak tanımlaması, toplumu tedirgin etmeyecek, umumi kabul görecek hedefler belirlemesidir. Çerçevesi somut olarak belirlenmiş hedeflerin deklare edilmesi, toplumsal güveni artıracak, gizli gündem kaygısını giderecek bir husustur. Demokratik hukuk sistemi içinde gerçekleştirilemeyecek, bu yapıyı derinden sarsacak amaç ve hedeflere sahip olduğu izlenimi, partilerin kitleselleşmesini, merkeze taşınmasını ciddi şekilde engeller.
6. Üslup açısından: Ajite eden, tahrik eden, kavga çıkaran değil, akl-ı selimi, sağduyuyu, ılımlılığı, itidali yansıtan bir üslup, Türkiye partisi olmak için önemli bir gerekliliktir. Marjinal partiler sınırlı sayıdaki taraftarlarına ve kendi tribünlerine oynar, onları motive etmek, canlı tutmak için daha hırçın, daha kavgacı bir üslup sergilerler. Merkez partilerin dil ve üslubu ise umumi seçmenin hassasiyetlerini gözetir, kendisine oy verenler kadar, vermeyenlerin de tepkilerini önemser.
Sabote etme rehabilite et
7. Hukuki meşruiyet açısından: Türkiye partisi olmak, sisteme yönelik muhalefeti, eleştirisi ve karşıtlığı olsa dahi sistem içinde bir aktör olmayı kabullenmeyi gerektirir. Sistemi dönüştürmek, ıslah etmek, rehabilite etmek, çağdaş normlara adapte etmeye çalışmak, başka bir şeydir, sistemi başka bir sistemle değiştirmeye yönelik sistem karşıtı bir hareket olmak başka. Çünkü ikincisi sistem içinde tutunmak ve oyunu kurallarına göre oynamak yerine sürekli sistemi kilitleyip çalışmaz hale getirmeyi, sistemi sabote etmeyi ön plana çıkarır. Sisteme yönelik karşıtlık, sistem dışına itilmeyi beraberinde getirir. Türkiye partisi olmak, sistemi ideal anlamda dönüştürerek, sistem içinde kalmayı, sistem içi bir oyuncu olarak sistemi sorgulamayı gerektirir.
Geçmişte birçok hareket, devleti, sistemi, mevcut yapıyı düşman gibi algılayan, düşman gibi konumlandıran bir söylem ve tutum içindeydi. BDP’nin böyle bir tutum sergilemesi, Türkiye partisi olma gayretlerini kökünden yok eder. Siyasi rekabet bir çatışma, siyasi muhaliflik düşmanlık gibi algılanmamalıdır. BDP’nin illegaliteyle bağını kesmesi, legal bir hareket olarak özgürlüğünü kazanması, hukuki meşruiyetin gelişimi için önemlidir. KCK operasyonlarına gösterilen tepkiler bu açıdan çok anlamlı değildir. Öcalan’ın bile eleştirdiği bu konu, BDP tarafından hala “siyasi kanalların kesilmesi” olarak yorumlanmaktadır. Legal ve illegal alanların birbirinden ayrılması, bu ayrımın da siyaseten kabullenilmesi, demokratik siyasetin temel şartıdır. Hukuksuzluklarla yoğrulan bir hareketin Türkiye partisi olması, kitleselleşmesi, topluma güven vermesi mümkün değildir.
BDP’nin Türkiye partisi olmak için olumlu bir dönüşüm yaşaması, hem kendi yararına hem Türkiye’nin menfaatinedir. Siyaset netice almak, milletin sorunlarını çözmek için yapılacaksa, her parti üzüm yemeğe dönük olarak fonksiyonlarını geliştirmeli ve kendisini buna göre konumlandırmalıdır.
Pozitivizme imanın esasları
İki milliyetçilik iki mitoloji Şamanizm ve Zerd...
Devlet ve piyasa arasındaki sırat köprüsü
Kürt sorunu en çok Müslümanların derdi oldu
BDP neden önemlidir?
Taşı gediğine koymanın zamanı
PKK’nın yeni anayasa korkusu
Afrika’daki merhamet ve vicdan kıtlığı
Terörle mücadelede yeni konsept
Gerçek Türkiye hangisi?
Apolitik ricat
‘Terörle mücadele’ başka ‘teröristle mücadele’ ...
İnsan cennetten nasıl düşer?
Hollanda’da kurban ibadeti artık yasak
Türkiye’de Ermenistanlı bir yabancı olmak