Avrupa Konseyi’nde Türk devri

5 Ekim 2009 Pazartesi
Avrupa Konseyi’nde Türk devri

Avrupa Konseyi’nde Türk devri

Kurulduğu yıl olan 1949’dan bu yana ilk kez Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’ne bir Türk parlamenter, başkan seçildi. Parlamentonun çalışmalarını takip eden Ali Şahin, hükümet, Türkiye’yi AKPM’de sürekli temsil edecek “Türkiye Milletvekilliği” uygulamasını gündeme mutlaka almalı, diyor.

ALİ ŞAHİN / Güney Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (GASAM) Başkanı

Uluslararası arenada baş döndürücü bir dönüşüm ve büyüme süreci yaşayan Türkiye, yıllardır yoğun bakımda tutulduğu bitkisel hayattan gözlerini dünyaya açıyor. Küresel güç olma noktasında pasifize edilmiş potansiyellerimiz yaşamsal fonksiyonlarımız dingin bir şekilde tek tek devreye giriyor. İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Genel Sekreterliği, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Üyeliği ve NATO Genel Sekreterliği seçiminde oynadığı belirleyici rol, Türkiye’nin dünya politikalarında söz sahibi olduğu önemli bir sürece girdiğinin somut göstergeleri.  Şimdi bu halkaya Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanlığı da eklenmiş bulunuyor. Eğer son anda diplomatik bir oyuna gelinmezse AKPM, Ocak 2010’dan itibaren 2 yıl süreyle Türkiye tarafından yönetilecek.

AKPM, 5 Mayıs 1949’da Londra anlaşmasıyla Avrupa entegrasyonunu sağlamak, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü ilkelerini tüm üye ülkelerde geliştirmek ve desteklemek üzere kurulmuş önemli bir uluslararası platform. Avrupa’nın adeta ciğerleri. Siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel yaşamının şekillendirildiği ve yön verildiği bir güç merkezi. Üye ülkeler başta olmak üzere tüm dünyadaki seçimler, demokrasi hareketleri, insan hakları süreçleri adım adım izleniyor. Hazırlanan raporlarla bir yandan Avrupa’nın modern, güvenli, sağlıklı ve istikrarlı bir yaşam coğrafyası haline getirilmesi amaçlanırken, buna ayak uyduramayan ülkelerin dikkatleri çekilerek yaptırımlar da uygulanıyor.

AKPM Başkanlığı sırasıyla siyasi gruplarca dönemsel olarak yapılıyor. Ancak, başkanlık seçimleri her zaman “free and fair” yani adil ve özgür bir şekilde yapılmayabiliyor. Üye ülkeler arasındaki siyasi güç savaşları zaman zaman kutuplaşmalara yol açıyor yapılan “centilmenlik anlaşmaları”yla öne çıkan adayların seçilmeleri engellenebiliyor.

İngiliz-Rus rekabeti bize yaradı

Bu konuda en çarpıcı örnek 2008’de yaşandı. 2002-2008 arasında AKPM’de görev yapan deneyimli Rus Parlamenter Mikhail Margelov’un gurup içerisinde seçilmesi kesinken, İngiliz parlamenterlerin oluşturduğu “Anti-Rus” hareketiyle önü kesildi. İngiliz parlamenterlerin yoğun kulisleri neticesinde centilmenlik dışı yöntemlerle Margelov’un AKPM başkanlığı engellendi. Bu, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü ilkeleri temellerine oturan AKPM’de sarsıntıya yol açtı.

AKPM içinde siyasi gruplar arasında yenilenen ‘’centilmenlik anlaşması” gereği, AKPM Başkanı bu dönemde EDG’den seçilecek. Ancak geçen 2 yılın ardından EDG’deki kompozisyon İngilizlerle Rusları bir kez daha karşı karşıya getirdi. EDG Gurup başkanlığını yürüten İngiliz Parlamenter David Wilshire başkanlık için adaylığını açıklayınca Margelov vakasından dolayı İngilizlere bilenen Ruslar’ın eline büyük fırsat verdi. Bu süreci iyi takip eden Türk Delagasyonu ve Delagasyon Başkanı Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu, EDG gurubunda İngiliz Wilshire’a karşı adaylığını açıklayınca biranda gurup içerisinde ki tüm Rus, Azerbeycan ve İngiliz karşıtı parlamenterlerin oylarını elde etme şansı doğdu. Başkanlık için doğan fırsat, TBMM’deki muhalefet partilerinin de destek vermeleri ve yedek AKPM üyelerini Strazburg’a göndermeleriyle daha da şanslı hale getirildi. 30 Eylül Sabah’ı yapılan seçimlerde Mevlüt Çavuşoğlu EDG gurubu içerisinde İngiliz Wilshire’a karşı 29’a karşı 21 oyla seçimleri alarak 2010-2012 dönemi AKPM başkanlığına adaylığı için seçilmiş oldu. Siyasi Gurupların yapmış olduğu centilmenlik anlaşması son anda bir diplomatik oyuna kurban gitmezse Çavuşoğlu’nun AKPM Başkanlığı kesin.

Nitekim, EPP Gurubundan Fransız parlamenter Mignon AKPM başkan seçimleri usulüne ilişkin yeni bir teklif hazırlığında. Teklif, AKPM Başkanlık süresinin 3 yıla çıkarılmasını, mevcut başkan De Puig’in bir yıl daha görevde kalmasını öngörüyor. Ancak teklifin arkasında asıl yatan niyetin Mignon’un kendisini önümüzeki dönem AKPM başkanlığına hazırlamak olduğu düşünülüyor. Bu plan ne kadar gerçekleşir bilinmez ama AKPM gibi siyasi yapılarda güçlü kulis ve lobi çalışmalarının beklenmedik sonuçlar doğurabildiği de bilinen bir gerçek. Kısacası bundan sonraki sürecin de markaj ve gözetim altında tutulması gerektiği kesin.

Strateji iyi belirlenmeli

Çavuşoğlu’nun AKPM Dönem Başkanlığı’nı yürütecek olması Türkiye’nin uluslararası arenada ve dünya politikalarındaki etkinliğini artırması için oldukça önemli. Türk bir Parlamenter’in AKPM başkanı olmasını önemli kılan diğer husus ise, kurulduğu 1949’dan bu yana savunma pozisyonunda kalan ve gündemi belirlenen bir ülke olan Türkiye’nin, bundan böyle gündem belirleyecek ülke haline gelmiş olması. Türkiye, uzun yıllar insan hakları ihlalleri, azınlık hakları, etnik konular, Kıbrıs meselesi gibi konularda aleyhine hazırlanan maksatlı raporlarla AKPM’de zor günler geçirdi. Bir Türk Parlamenterin başkanlığı üstlenecek olması AKPM’deki Türkiye aleyhtarlığını da frenleyecektir. Türkiye’nin hala çok eksik olduğu lobicilikte de önemli fırsatlar yaratacağını düşündüğüm AKPM başkanlığı için bir strateji ve plan belirlenerek bu süreç etkin bir biçimde kullanılmalıdır. Tüm bu fırsatları içerisinde barındıran AKPM başkanlığı kendi başına bırakılacak olursa organizasyonel yönetim zafiyeti olan bir ülke olarak başkanlık sürecinden yara alarak, imaj kayıplarına uğrayarak çıkma risklerin de olduğunu unutmamakta yarar var. Türkiye’nin içinden geçtiği bu önemli uluslararası açılımlara süratle hazırlanması gerekmektedir. Özellikle uluslararası ilişkiler, diplomasi ve lobicilik konularında idealist ve yetişmiş insan kaynaklarına ihtiyaç duyulduğu görülüyor. Türkiye bu açılımlara uygun think tank oluşumlarını desteklemeli ve üniversiteler aktif bir şekilde strateji üretecek şekilde yapılandırılmalıdır.

AKPM, Türkiye’nin Avrupa’ya yönelik açılımları açısından önemli bir platformdur. Türkiye’den atanan parlamenterlerin AKPM’ye intibakları, işleyişi öğrenmeleri ve etkin bir şekilde üretime geçmeleri 2 yıllık bir sürede gerçekleşebilmektedir. Ancak, AKPM’de görev yapan parlamenterlerin yapılan her genel seçimden sonra yenilenmesi burada elde edilen deneyimlerin, diğer parlamenterlerle kurulan ilişkilerin heba olması anlamına gelmektedir. Bu kısır döngü her seçimde devam ettiği için Türkiye’nin AKPM’de etkin bir şekilde temsili mümkün olamamakta, sekteye uğramaktadır. Oysa AKPM’de 30 yılı aşkın süreden bu yana görev yapan İngiliz, Fransız, Alman parlamenterler bulunmaktadır. Bu anlamda Türkiye’nin “Türkiye Milletvekilliği” uygulamasını tekrar gündeme alması bu çerçevede sürekli AKPM çalışmalarını yürütecek deneyimli bir parlamenterler gurubu oluşmasını mümkün kılacaktır.

Türkiye’nin heyecan veren uluslararası açılımlarını izlemeye devam edecekmişiz gibi görünüyor. Yeter ki, gözlerimizi hayata yeniden açtığımız bitkisel hayat çadırının perdelerini tamamen aralayabilelim.

asahin@gasam.org.tr

Facebook Twitter



Tarih:5 Ekim 2009 Pazartesi

İlgili Yazılar

İŞLEMLER

Arkadaşına Gönder

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Gönderilecek Eposta
  • Yorumunuz

Gönder

YAZARLAR

SICAK HABER