



İki kör dolma yiyorlarmış, körlerden birisi sürekli karşısındaki arkadaşını dolmaları çifter çifter yemekle itham ediyormuş.
YUSUF TEKİN
Doç. Dr. Siyaset Bilimci
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 27 Nisan’la ilgili iddiasını duyunca aklıma bu fıkra geldi. Kılıçdaroğlu’nun iddiasına göre, 2007 yılında yaşadığımız ve postmodern muhtıra olarak adlandırdığımız süreç bir muhtıra değilmiş. Meğer her şey, Başbakan ile dönemin Genelkurmay Başkanı arasında gerçekleşen bir dizi görüşme sonunda planlanmış ve yaşananların tamamı bu planın uygulama aşamalarıymış. Peki karşılığında Büyükanıt ne almış? İddianın bu ikinci kısmı biraz zayıf gibi: siyasi iktidar bu rolü planlandığı şekliyle başarıyla uygulayan bürokratına emekliliğinde kullanmak üzere pahalı bir araba almış.
Eğer böyleyse, Sivilay Abla’nın dediği gibi “buradaki pazarlığa ve sonuca iktisat-işletme disiplini açısından baktığımızda Büyükanıt’ın oldukça ucuza gittiğini görüyoruz.” Biraz gülümseten bir iddia olsa da, aslında CHP’nin dolma yeme örneğindeki tutumunu açıklamaya yardımcı olabilir görünüyor. Şöyle ki: Bugüne değin bütün darbe ve muhtıra süreçlerinden iktidar devşiren parti CHP idi. Dolayısıyla, bugüne değin yapılan bütün darbe-muhtıra tarzı müdahalelerin tamamından “başarı” ile çıkan CHP 27 Nisan’ı algılayamıyor. Bir terslik olduğunu düşünüyor.
Kılıçdaroğlu’nun söylediklerini şöyle anlamak mümkün: “Tarihe baktığımda bütün muhtıralardan sonra CHP bir şekilde iktidara gelmiş. Ama 27 Nisan’dan sonra biz iktidardan hiç nasiplenemedik. O zaman ya 27 Nisan bir darbe/muhtıra değil ya da bu darbe/muhtıranın içinde bir bit yeniği var. Bunu ancak, AKP’nin bu muhtırayı yapana bir şeyler vermiş olması ile açıklayabilirim.”
12 Mart Muhtırası ve Ecevit başbakan...
Kılıçdaroğlu eğer böyle düşünüyorsa, kimse onu suçlayamaz. Çünkü tarih böyle düşünmemiz için fazlasıyla kayıt içeriyor.
27 Mayıs 1960 darbesi öncesi, açıkça darbe çığırtkanlığı yapıp, darbeyi demokratik rejimler için bir “hak” olarak tanımlayan CHP yönetiminin, darbe sonrasında bunun karşılığı olarak kurulan hükümetlerde yer aldığı malum. 1961 seçimleri sonrası oluşan parlamento aritmetiği içinde İnönü başkanlığında bir koalisyon hükümetinin TBMM’de yer alan siyasi partilerin özgür iradesi ile kurulduğunu sanırım kimse iddia edemez. 12 Mart 1971 askeri muhtırası sonrasında kurulan muhtıra hükümetleri içinde de CHP’nin ağırlığını görmemek haksızlık olur. Herkesin bildiği, “demokrasilerin üzerine bazen şal örtmenin” gerekli olduğunu iddia eden, bu yüzden adı “Şalcı Nihat”a çıkan, halkın ona ilişkin duygularını “erim erim eriyesin Nihat Erim” şeklinde ifade ettiği 12 Mart hükümetlerinin ilkinin başbakanının Nihat Erim olduğunu yeniden hatırlatmakta fayda var. Nihat Erim’in CHP’de genel sekreterlik ve partinin resmi yayın organı olan Ulus gazetesinde başyazarlık yaptığını bilmeyen yoktur. Bu iki görevin dönemin koşulları içerisinde parti kadroları açısından önemini hatırlatmaya ise hiç gerek yok sanırım. Yine Kılıçdaroğlu’nun iddiaları ile beraber okumamızda yarar olan bir diğer olay 1973 seçimleridir. Malum 12 Mart dönemini sona erdiren 1973 seçimlerinden CHP birinci parti olarak çıkmış ve CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit başkanlığında koalisyon hükümeti kurulmuştur. Kimbilir sayın Ecevit ile 12 Mart muhtırasını veren cuntacılar kaç gün uğraşıp böyle bir plan yapmışlardır.
Kenan Evren’in sola iltiması...
Bugünlerde çokça tartıştığımız 12 Eylül 1980 darbesi ile ilgili ise enteresan bir bilgimiz var. Darbenin kudretli generalinin bugünlerde TV ekranlarına yansıyan bir sözü altı çizilmeye değer bir ifade. Evren Paşa mealen diyor ki, getirdiğimiz yüzde 10 barajı nedeniyle solun meclis dışında kalma ihtimali ortaya çıkmıştı, ama solun TBMM dışında kalmasına gönlüm razı olmazdı. İşte bu nedenle solda ikinci bir partinin kurulmasına ve seçimlere katılmasına rıza göstermedik. Sola karşı bir müsamaha olarak değerlendirilebilecek bir ifade.
Bilindiği üzere 1983 seçimlerine “sol” tek partiyle katılmıştır. Evren Paşa’nın seçimlere katılmasına izin lütfettiği Necdet Calp Paşa’nın partisinin CHP geleneğini temsil kudretine haiz olmadığını iddia edenlere ise, bu partinin daha sonra Sosyal Demokrat Parti ve Sosyal Demokrat Halkçı Parti adıyla birleştiğini, bu partinin de 1995 yılında yeniden açılan CHP ile birleştiğini hatırlatmak gerek.
28 Şubat “darbesi”nin ortaya çıkardığı siyasal ortamı hatırlatmaya ise hiç gerek yok. Bugün kendisini CHP içinde konumlandıran “siyasilerin” nasıl ellerini ovuşturarak yeni iktidardan nemalanmaya çalıştığını ve darbe ateşine odun taşıdıklarını yaşı elveren herkesin malumu.
CHP’nin 27 Nisan Muhtırasına ilişkin bugünkü şikayetinin acıklı bir tarafı daha var. O da Bekir Berat Özipek’in dediği gibi, “CHP 27 Nisan’a muhtıra olduğu için değil, olmadığı için karşı çıkıyor”. Yani gerçek bir muhtıra sandığı dönemde desteklediği müdahaleyi, bugün muhtıra değilmiş, anlaşmalıymış diye şikayet konusu yapıyor. Gerçekten trajik. Ve tabii ki, dolmayı çifter çifter yutan adam gibi, herkesin darbecilerle benzer ilişki geliştirmiş olabileceğini düşünüyor. Belki de CHP’ye göre bu işin usulu bu... Bu durumda son soru: “Bugüne kadarki darbe ve muhtıraları yapan cuntacılara CHP acaba neler verdi?”
yusuftekin@yahoo.com
Pozitivizme imanın esasları
İki milliyetçilik iki mitoloji Şamanizm ve Zerd...
Devlet ve piyasa arasındaki sırat köprüsü
Kürt sorunu en çok Müslümanların derdi oldu
BDP neden önemlidir?
Taşı gediğine koymanın zamanı
PKK’nın yeni anayasa korkusu
Afrika’daki merhamet ve vicdan kıtlığı
Terörle mücadelede yeni konsept
Gerçek Türkiye hangisi?
Apolitik ricat
‘Terörle mücadele’ başka ‘teröristle mücadele’ ...
İnsan cennetten nasıl düşer?
Hollanda’da kurban ibadeti artık yasak
Türkiye’de Ermenistanlı bir yabancı olmak