



İnsanın en büyük özelliklerinden birisi de bu dünyanın varlığının izdüşümlerine karşı farklı bir kurguya sahip olmasıdır. Dış dünyanın varlığı ile bizim varlığımız tam bir tekabüliyet esasına dayanmaz.
MAZHAR BAĞLI
Doç. Dr. Dicle Üniversitesi Öğretim Üyesi
İnsan, dış dünyaya bir çok açıdan sürekli müdahalede bulunan bir varlıktır. Teknik müdahalenin yanında semantik müdahale ile de dış dünyayı dönüştürür ve anlamaya çalışır. Bir başka ifade ile kendi varlığı ile onu ortak bir referans alanında buluşturmak ister. Ama bu pek mümkün değildir ve insanın bu dünyadaki arayış serüveni de bu çelişki üzerinden yürür. Çelişki sahibi olmak, insanı insan eden en temel parametrelerden birisidir. Çelişkileri olmayan varlıklar, sorgulama, eleştirme ve de yeniden kurma projesine sahip olamayanlardır. Ama insan her daim bir sorgulama ve soruşturma üzeredir. İnsanın bu özelliği her ne kadar teorik olarak felsefinin konusu ise de pratikte en çok siyaset bahse konu etmiştir. Homojen bir toplum oluşturma fikri güvenli bir liman inşa etme amacının yanında insanları toplu olarak aynı yöne mobile etme imkanlarını da sağlar. Bu teorik varsayım, toplumu yönlendirme çabasında olan bir yapı için doğal olarak hep cazip olmuştur.
Ne var ki insanın doğası bu mantıksal zincirle pek uyumlu değildir. Sürekli sorgulamak ister ve her bir sorgulama yeni soruları, yeni çözüm ve tartışmaları beraberinde getirir. İnsanın doğal dürtüsü olan özgürlük de bu durumun somut yansımasıdır. “Öz”ün gürleşmesi maddi verilerle somutlaşabilir. Aksi halde tüm söylenenlerin bir anlamı olmaz.
Türkiye de en çok özgürlük ve demokrasi talebini dile getirenlerin bu duruma ters bir yapılanmayı oluşturmaları ise daha da derin bir insani krizin oluşmasına neden olmaktadır. Bu krizin derinleştiği en görünür toplumsal alan ise Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesidir. Temel sloganları “iradene sahip çık, irademe dokunma” olanların halkın iradesi üzerinde bir vesayet kurma girişimleri anlaşılması kolay bir tutum değildir. Bu talebleri dile getirenler gerçekten halkın kendi iradesini yansıtmasını mı istemektedirler yoksa onların düşüncelerinin tecelli etmesini mi talep etmektedirler?
Bölgedeki en önemli sorunlardan birisi de bölge insanı adına politika yapanların onları dikkate almadan şiddeti yedeğinde bulundurarak yürüttükleri siyasettir. Bu durumun kırılma noktası 12 Eylül’de gerçekleşecek anayasa paketinin oylanmasıdır. Eğer bölge insanı bu kez anayasayı değiştirecek gücünü gösterebilirse bu durum çok daha parlak bir geleceğin kapısını aralayacaktır.
Bu sadece söz konusu pakette var olan değişikliklerin sağlayacağı imkanlarla da sınırlı olmayacaktır. Olması gereken diğer değişiklikler için de tarihi bir referans noktası oluşturulacaktır. Diyarbakır’daki dershane öğrencilerinin bomba ile katledilmesi, Reşadiye saldırısı, Batman katliamı, Dörtyol provakasyonunun içinde olmadıklarını göstermeleri için somut bir fırsat ayaklarına kadar gelmiştir. Bunu elinin tersi ile itemeyeceklerdir. Ölümü sorgulayanların onun kimden geldiğine göre tavır almaları en başta insani yanımızla ilgili bir soruna işaret eder. İnsani yanımızın daha diri olduğunu gösteren tavır alışlar gelecek için umutvar olmayı da beraberinde getirmektedir.
Marifet iltifata tabidir
Siyaset aynı zamanda bir rekabet işidir. Siyasette kalitenin ve daha fazla hizmet sunabilmenin ilk şartıdır rekabet. Rekabetin olabilmesi için de çeşitliliğin ve çok sesliliğin oluşması gerekir. Buna izin vermeyenler siyaseten daha fazla hizmet ve açılımların gerçekleşmesini istemeyenlerdir. Peki Kürtler bu kez iradelerine gerçekten sahip çıkabilecekler mi? Aslında bundan pek emin değilim. Bölgede bir çok kişinin yaygın kanaati BDP tarafından alınan boykot kararının kaldırılacağı yönündedir. Kişisel olarak bunun gerçekleşeceğini bekleyenlerden değilim. Çünkü BDP için insanların tercihlerinin hangi yönde olduğunun herhangi bir anlamı yoktur. Onlar için önemli olan toplumu mobile edebilmektir. Bunu göstermek onlar için varoluşsal bir gerekliliktir ve bundan dolayı da yukarda bahsedildiği gibi insanların sorgulama veya çelişki sahibi olma durumunda kalmalarına neden olacak her bir göstergenin bertaraf edilmesi hayati bir konuma sahiptir.
Bir yandan bu meselenin çözümünde demokrasiyi işaret edeceksiniz öbür yandan daha çok demokrasi içeren bir değişime sırf kendi gücünüzün zayıflama ihtimaline karşı ret edeceksiniz. Aslında bu boykot kararının hayır olduğu da unutulmamalıdır. Çünkü nihai noktada daha demokratiklemeye katkıda bulunacak olan bir değişimin dışında kalınmaktadır.
Adanmışlık ve sorgusuz bağlılığın insani değerler üzerindeki en kalıcı olan etkisi “vicdani değerin” zayi olmasıdır. AK Parti’nin bugüne kadar demokratikleşme ve statükonun değiştirilmesi yönündeki çabalarının bir heyecana değil de bir nefrete sebep olduğu dikkate alınırsa bu durum daha net bir biçimde anlaşılabilir. Unutmamak gerekir ki marifet iltifata tabidir. Yapılanların takdir edilmesi modern dünyanın en temel değerlerinden birisidir de. Hatta 6-7 maddelik Kanada Yurttaşlık Belgesi’nin temel ilkelerinden birisi de devletin veya vatandaşların yaptığı her olumlu işin veya ülkeye yapılan her katkının büyük bir takdirle karşılanması ilkesidir. Descartes, vicdanı insani değerlerin varlığının ortak referans alanı olarak görür. Bunu tersinden okuduğumuzda vicdan ile insani değerlerin varoluşsal zorunlu bir nedensellik içinde oldukları da söylenebilir.
12 Eylül kendini varetme fırsatı
Son olarak bu halk oylaması sadece bir anayasa değişkilik paketini değil aynı zamanda bireylerin kendi varlıklarını kanıtlayabilmelerini de sağlayacak önemli bir dönüm noktası olacaktır. Yıllarca kendi varlıklarının inkar edildiğini söyleyenlerin önüne çıkan kendilerini var etme fırsatı onların varlığına kendilerini adamış olduğunu söyleyenler tarafından sabote edilmesine izin verilmesi halinde ortaya çıkacak olan durum buradaki insanlar için terminatör bir nihilizmin kalıcı olması demektir.
Bu durum sadece bölge için geçerli değildir elbette. Her bir vatandaş, sahip olduğu kurucu iradeyi sandığa yansıtarak kendi varlığını garanti altına alarak statükonun işleyişini ortadan kaldırıp kendi varlığıyla yer değiştirebilir. Bunu yaptığı oranda da siyaset, insan hayatını kolaylaştıran katma değerlerin üretildiği bir mekanizma olmaya mahkum olacaktır. Aksi halde siyasetçi ile vatandaş arasındaki yönetim/yönetilme ilişkisi hep “sürü-çoban” mantığıyla kurgulanmaya devam edecektir. Demokratik sistemlerde kurucu irade halktır. Halkın bu iradesinin yansıma imkanlarından birisi de halk oylamasıdır.
Kürtler için kritik bir aşamanın eşiğindeyiz. Kürtlerin tarihi kavşaklarından birisi yaşanacaktır 12 Eylül günü. Kimlerle ortak paydada buluştuklarını sorgulamalarından çok niçin iktidara karşı çıktıkları ile ilgili tavırlarıdır asıl belirleyici olan. İdeolojinin giydirdiği deli gömleğinin, statükonun giydirdiği deli gömleğinden daha masum olduğunu kim söyleyebilir? Eğer insanlara zorla giydirilenler insani olanla ortak paydadaa buluşmuyorsa kimin giydirdiğinin bir önemi var mı?
mazharbagli@gmail.com
Pozitivizme imanın esasları
İki milliyetçilik iki mitoloji Şamanizm ve Zerd...
Devlet ve piyasa arasındaki sırat köprüsü
Kürt sorunu en çok Müslümanların derdi oldu
BDP neden önemlidir?
Taşı gediğine koymanın zamanı
PKK’nın yeni anayasa korkusu
Afrika’daki merhamet ve vicdan kıtlığı
Terörle mücadelede yeni konsept
Gerçek Türkiye hangisi?
Apolitik ricat
‘Terörle mücadele’ başka ‘teröristle mücadele’ ...
İnsan cennetten nasıl düşer?
Hollanda’da kurban ibadeti artık yasak
Türkiye’de Ermenistanlı bir yabancı olmak