‘Hakk-ı telif’e bir de buradan bakın

10 Aralık 2007 Pazartesi
‘Hakk-ı telif’e bir de buradan bakın
Bugün telif hakkının asıl işlevi fikri metalaştırıp onu da ekonomik açıdan güçlü olanların tekeline almaktır. Böylece fikir kendisini üretenden de, üretilme sebebi olan hedef kitleden yani toplumdan da gerektiğinde soyutlanabilir ve sadece onu satın almış kimsenin arzuları doğrultusunda kullanılacak bir araç haline getirilebilir.


ÇAĞRI ÖZTÜRK*



KİTAP, makale, şiir neden yazılır? Film neden çekilir? Beste neden yapılır? Resim neden çizilir? Ortaokulda kompozisyon yazarken haberdar olmuştuk ‘sanat sanat için mi, sanat toplum için mi?’ tartışmasından. Servet-i Fünun’cular sanat sanat içindir derken Milli Edebiyatçılar’a göre sanat toplum içindi. Bütün dualizmler gibi üçüncü, dördüncü alternatifleri insan tahayyülünün dışına çıkarması nedeniyle sakat olduğunu bugün idrak etsek de bu soru başka bir noktaya tuttuğu ışıkla değerli. Sanat ne için yapılır sorusuna çok değil bir asır evvel insanların sadece iki yanıt verebildiğini gösteriyordu. Ve telif hakkı da bu yanıtlardan biri değildi.

Bugünse neden sanat yapıyorsunuz suali üzerinde bir tartışma dönmesine izin verilmiyor. Sanatın sebepsizce bile olsa yapılması gereken birşey olduğu, hatta kutsîliği bütün dimağlara kabul ettirilmiş. Galiba sanat sanat içindir diyenler kazanmışlar münazarayı bir ara.

Fakat teorik tartışma bugün önemini yitirmiş. Pratikte verilebilecek yanıtlar üzerinden düşünmek gerek o yüzden de. Peki, o halde soralım yeniden? Ne için sanat yapılır bugünlerde? Para için mi? Para için mi düşünülür? Sorduğunuzda hemen hiçkimse ‘ben bu güfteyi para için yazdım’ demez. ‘Aşkım o denli yoğundu ki kendiliğinden döküldü’ derler.

Ah bir zengin olsam

Kimse -söz konusu olan ders kitabı gibi belirli ve dar kapsamlı bir kitap değilse- ‘ben bu kitabı para için yazdım’ demez. ‘Gerçekler ortaya çıksın; haklı fikirlerim duyulsun, yayılsın diye yazdım’ derler. O zaman neden var telif hakkı?

Kitap yazanın bu işi yapmaktaki maksadı 3-5 kuruş para kazanmak mıdır, yoksa düşüncelerine taraftar bulmak, toplumu kendi doğrularına ikna etmek mi? Film çekenin istediği kendini ispat etmek, perspektifini görüntülerle ortaya koymak mıdır, yoksa ‘parayı bulmak’ mı? Ya ressam; Mustafa Kemal ya da Benjamin Franklin portreleriyle takas etmek için mi resim çizer?

Hem kulağa daha asil gelen duygularla, düşüncelerle sanatını-düşününü yaptığını iddia edip hem de telif hakkı almak ‘sanatkár’a atfedilen saygıyı hakeder mi? İki ámil, yani maddi ve manevi sebepler, birbiriyle çelişir çünkü.

Okunmak, duyulmak isteyen kimsenin bunu kolaylaştırmak için mümkün olduğunca ulaşılabilir olmaya çalışması beklenmez mi? Ulaşılabilirlik de kitabın fiyatının düşük olmasıyla sağlanır. Düşük maliyetli kitapla, telif hakkı aynı kişi tarafından talep edilebilecek olgular mıdır peki? Bir yandan Türkiye’de kimse kitap okumuyor diye ahkám kesip diğer yandan da korsanla savaş kampanyasında fikir ve sanat eserleri üzerindeki haklarından bahs ile bayrak açmak bu çelişkili tavrın en göz önündeki örneğidir.

Ne de olsa korsan, yazarın; bestekárın; ya da yönetmenin manevi tatminini sağlamada işini yasal düzlemde yürütenlere oranla daha başarılıdır. Maddi tatmini baltalasa bile. Kaldı ki düşününce sanatın ve fikrin maddi bir karşılığı olmasını düşünmek bile sakattır çünkü sanata ve fikre atfedilen kutsallığı kirletir maddiyat.

Telif hakkının en şiddetli taraftarları bir yandan sanatı, değeri sorgulanamaz bir seviyeye yüceltirken diğer yandan da ücretini istemektedirler. Sanatın, fikrin gelişiminin ya da kadüklüğünün sorumluluğunu da ‘müşteri’nin vicdanına yüklerler; ‘siz korsan alırsanız sanat yapılmaz buralarda ona göre haa’ tehditleriyle. Kimse de sormaz ‘Dede Efendi, Cahit Sıtkı, Ömer Hayyam, Voltaire ya da Safiye Ayla nasıl üretebilmişler eserlerini, yorumlarını kimse bandrollü cd satın almazken?’ diye.

Eskiden bandrol mü vardı?

Aslında sanat ego tatmini için yapılan bir fiildir. O yüzden biz korsan da alsak, orjinal de, sanatçı buna aldırmadan sanatını yapmaya devam eder. Kendisi için yapar bunu, bizim için değil. Ayrıca hem ego tatminini alıp üstüne de maddi çıkar beklemek aynı ürüne iki kez ücret almak değil midir metalaştırmayı kabul etsek bile?

Maddi ve manevi tatminin beraber yürüyemeyeceğinin belki en ‘damar’ hikayesi Spinoza’nın kısa ömründe geçer. Fikirlerinden dolayı içinde bulunduğu toplumdan aforoz edilen Spinoza, felsefesini özel derslerle ve telif hakkı almadığı -ki o zaman öyle bir kavram olmadığı da malumdur- sağda solda dolaşan kitapçıklarla yaymıştır.

Ünü kıtayı sardığında Heidelberg Üniversitesi’nin teklif ettiği kürsüyü de maddi imkánlar aşkına düşünsel bütünlüğünü ipotek altına alamayacağı gerekçesiyle reddeder.

Çok değil dört sene sonra da geçimini sağlamak için imal ettiği optik lensleri yaparken çıkan cam tozlarının akciğer kanserine sebep olmasıyla 45 yaşında ölür. ‘Her asil şey nadir olduğu kadar zordur da’ derken hayatını neye adadığının farkında olan Spinoza ile taleplerinin nasıl bir ikileme sırtını yasladığını dahi göremeyen telif hakkı avukatlarını karşılaştırmaksa adalet değildir.

Kapitalizmin telif hakkı

Yarım asır önce telif hakkı denen şey dolaşımda değildi. (Türkiye’de 20-25 yılı var) Kapitalist sistem sosyali ekonomikleştirme sürecinde her insan faaliyetine maddi bir boyut eklemeye azmettiği için telif hakkı icad edildi.

Bu süreç sırf ekonomik açıdan bile, bu ota çöpe parasal değer yükleme faaliyetinin kapitalist küresel toplum piramidinin üst kesimlerinin alt tabakalar üzerindeki hákimiyetini pekiştirme fonksiyonu, yeterince korkutucudur.

Bugün telif hakkının asıl işlevi fikri metalaştırıp onu da ekonomik açıdan güçlü olanların tekeline almaktır. Böylece fikir kendisini üretenden de, üretilme sebebi olan hedef kitleden yani toplumdan da gerektiğinde soyutlanabilir ve sadece onu satın almış kimsenin arzuları doğrultusunda kullanılacak bir araç haline getirilebilir.

Örneğin bu yazı için ben 3 kuruş telif hakkı aldığım andan itibaren yazı benim olmaktan çıkar, telif hakkını ödeyen ekonomik gücün bir malı haline gelir. Fikirler sizin için var olmaktan çıkar, sizi etkilemek için var olan birer vasıtaya dönüşür. Hatta telif hakkı bir katma değer üretim aracı olarak kullanılıp ekonomik çıkar sağlamanın bir yolu olur.

Fikir ve sanat eserini bize ulaştıran aracıların fikri hak propagandası üzerinden kárlılıklarını artırıp bizden çok değil, daha geçen yüzyılda varolmayan yeni maliyetler talep etmelerine karşı çıkmak hem fikir ve sanat eserini üretenin, hem de tüketenin görevidir. Hem maddi, hem manevi sebeplerle...
Facebook Twitter



Tarih:10 Aralık 2007 Pazartesi

İlgili Yazılar

İŞLEMLER

Arkadaşına Gönder

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Gönderilecek Eposta
  • Yorumunuz

Gönder

YAZARLAR

SICAK HABER