‘Ahlak’a ‘akıl’ ermez mi?

15 Mart 2010 Pazartesi
‘Ahlak’a ‘akıl’ ermez mi?

‘Ahlak’a ‘akıl’ ermez mi?

AÇIKGÖRÜŞKİTAPLIĞI

David Hume’un ahlak felsefesine dair eseri ilk kez Türkçeye çevrildi. Hume’a göre ahlâk alanının konusunu düşünceler değil duygular oluşturur.

MURAT GÜZEL

Aydınlanma döneminin büyük düşünürlerinden olan David Hume, modern analitik felsefelerin gelişimi üzerinde de önemli etkilere sahiptir. Kıta Avrupası, özellikle Alman felsefi geleneklerine zıt bir istikamette deneyci anlayışlara önem veren Anglosakson felsefe geleneği üstünde kalıcı etkiler bırakan Hume, Immanuel Kant aracılığıyla kıta Avrupasını da etkilemeyi, bu geleneğe karşı önemli bir meydan okumayı temsil etmeyi sürdürmüştür. Özellikle nedensellik eleştirisiyle bilinen Hume’un etkisi sadece Kant’ın metafizik eleştirisinde görülmez. Adam Smith’in iktisadi düşünceleri üzerinde de Hume’un belirgin bir etkisi vardır.

Aklın metafizik sınırları

David Hume’un ahlak felsefesine dair eseri ilk kez Türkçeye çevrildi. Bu eserinde Hume savunduğu ahlak görüşünün genel ilkelerini çizer. Hume’a göre, akıl tek başına ne davranışlarımızı yönlendirebilir, ne de ahlâk bakımından iyi olanla kötü olanı birbirinden ayırabilir. Ahlâk alanının konusunu düşünceler değil duygular oluşturur. ‘Ahlak Yasası’nın odağında da akıl değil duygular, tutkular ve arzular bulunmaktadır.

İnsanı ahlâklı eylemeye iten güç bu duyular, olgular ile tutkulardır; yoksa herhangi bir akli gerekçeyle insanlar ahlâkça yerli yerinde eyliyor değildir. Hume’a göre, gerek toplum yaşamının huzuru bulması, gerekse tek tek insanların mutluluğu açısından en önemli ahlâk ilkesi “duygudaşlık”tır.

İnsanın kendi mutluluğuna odaklanıp kalmasından çok, diğer insanların mutluğunu gözetmesi gerektiğine vurgu yapan duygudaşlık, başkasının duygularını paylaşmanın, birlikte duygulanıp bir şeyi birlikte yaşamanın en doğal yoludur. Hume için duygudaşlık her şeyden önce bir izlenimin bir düşünceye dönüştürülmesidir. Bir başka insanın mutluluğunun gözlemlenmesi yoluyla o insanın mutluluğunun düşüncesini de üretmiş oluruz.

Duygudaşlık ve tutku

Hume duygudaşlığı, her insanda bulunan doğal bir eğilim olarak yorumladığından onu ahlâklı eylemenin vazgeçilmez koşulu olarak görür. İnsanın belirli bir eylemi ahlâk bakımdan onaylamasını ya da onaylamamasını sağlayan, onun ilkin kendisiyle, sonra toplumla, en sonunda da tüm insanlıkla kurduğu duygudaşlık ilişkisidir. Hume’un ahlâk felsefesine en büyük katkısı olarak genelde ‘olan’dan ‘olması gereken’e ya da betimlemeden değer biçmeye geçişi olanaklı kılacak herhangi bir mantıksal uslamlamanın olamayacağı yollu görüşü gösterilir.

Liberalizmin kıyısında 

Meksikalı siyasetbilimci Benjamin Arditi, günümüzün önde gelen düşünürleriyle (örneğin Laclau, Zizek, Ranciere, Badiou) yaratıcı bir biçimde hesaplaşmaya girişerek “liberal demokrat mutabakat”ı sorguluyor. Farklılık, popülizm, devrim ve ajitasyon kavramları çevresinde girişilen bu sorgulama sonucunda “başka tür bir demokratik siyaset” için stratejiler öneriyor. Liberalizmin Kıyılarında Siyaset, Benjamin Arditi, Çev.: Emine Ayhan, Metis, 2010

Her devrin milliyetçiliği 

Milliyetçiliği Yeniden Düşünmek, ‘vatanseverlik’, ‘ulus’, ‘etnisite’ gibi kavramlara, milliyetçilik kuramlarının tarihine ve kaynaklarına, milliyetçilik türleri arasındaki ayrımlara, milliyetçiliğin farklı coğrafyalardaki tezahürlerine, kurgulanan tarihlere, gözümüzle görüp de anlayamadıklarımıza zihin açıcı bir ışık tutuyor.

Milliyetçiliği Yeniden Düşünmek,

A. Dieckhoff, C. Jaffrelot, Çev.: Devrim Çetinkasap, İletişim, 2010

abetterway_@hotmail.com

 

Facebook Twitter



Tarih:15 Mart 2010 Pazartesi

İlgili Yazılar

İŞLEMLER

Arkadaşına Gönder

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Gönderilecek Eposta
  • Yorumunuz

Gönder

YAZARLAR

SICAK HABER